DEFİNECİLER AKADEMİSİ
ÖNCELİKLE SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ...
SİTEMİZDEN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLUNUZ..
AKSİ TAKTİRDE SİTEMİZİN İÇERİĞİ TAM OLARAK GÖRÜNMEYECEKTİR...
DOLAYISI İLE SİTEMİZDEKİ İŞLENMEKTE OLAN KONULARI ve KONULARA YAPILMIŞ OLAN YORUMLARI GÖREMEZSİNİZ.
PAYLAŞIMLARA KATILAMAZSINIZ PAYLAŞIM YAPAMAZSINIZ ..
SİZ GELİN EN İYİSİ ÜYE OLUN...
SIKINTI ZORLUK YAŞAMAYIN..
LÜTFEN GEÇERLİ MSN ADRESİ VERİN..
ÜYE OLDUKTAN SONRA TÜM REKLAMLAR ENGELLER GİZLENECEKTİR..
SANAL ALEMİN NİMETLERİNDEN FAYDALANARAK GİZLENEREK KÜFÜR KAFİR ETMEKLE İNSANLARI KIRMAKLA İNCİTMEKLE AŞAĞILAMAKLA BİR YERE VARILMAZ O SİZİN YETİŞTİRİLME ŞEKLİNİZİN AHLAK YAPINIZIN BASİTLİĞİNİZİN İNSAN OLAMAMANIZIN VERDİĞİ BİR ÖLÇÜYÜ GÖSTERİR..
LÜTFEN ÜYE OLUNUZ...

SAYGILAR : SİTE YÖNETİMİ

DEFİNECİLER AKADEMİSİ

DEFİNE DEFİNECİLİK VE KOLEKSİYONERLİK TREASURE, ANT ANCİENT COİNS
 
AnasayfaAnasayfa  PortalPortal  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  DEFİNE İŞARETLERİ VE ANLAMLARIDEFİNE İŞARETLERİ VE ANLAMLARI  
DEĞERLİ ÜYE ARKADAŞLARIMIZ YENİ YÖNETİMLE DEĞERLİ ÜYE ARKADAŞLARIMIZLA HER KONUDA BİLGİ ALIŞ VERİŞİNDE BULUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ İYİ FORUMLAR
DEGERLİ ÜYELERİMİZ DİĞER KOLEKSİYONERLER SİTEMİZDEDE ÜYE KAYITLARI BAŞLAMIŞTIR HANGİ KATAGORİDE KOLEKSİYON YAPIYORSANIZ VE ELİNİZE GEÇEN SİKKE VE OBJELERİNİN ORTALAMA FİYATLARINI ÖĞRENMEK İSTİYORSANIZ BİZE AİT OLAN wwwdefinecilerkulubu.com ADRESİNE ÜYE OLARAK PAYLAŞIMLARINIZI YAPABİLİRSİNİZ..
En iyi yollayıcılar
catterpillar (457)
 
kepenekli çoban (370)
 
BURAKBEY (347)
 
hattap (345)
 
aslan54 (300)
 
MAMİ (266)
 
SİMBAT (154)
 
menderes1278 (153)
 
selim (111)
 
aslicix67 (109)
 
kontrol paneli
Profiliniz
Bilgiler
Seçenekler
İmza
Avatar
Sosyal
Arkadaş ve Tanınmamış
Üye listesi
Grup
Özel Mesaj
Gelen Kutusu
ÖM Gönder

Gözlenmiş Konular
Kimler hatta?
Toplam 3 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 3 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 197 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 12:23 pm tarihinde online oldu.
En son konular
» Kahpe saldırı bezele karakol baskını
Salı Şub. 01, 2011 1:31 am tarafından kepenekli çoban

» Ashab,ı Kehf,
Ptsi Ocak 31, 2011 3:50 am tarafından kepenekli çoban

» ÖNERİLERİNİZ VE İSTEKLERİNİZ
Perş. Ocak 20, 2011 1:28 am tarafından kepenekli çoban

» DEFİNECİLİK İŞİ PROFESYONELCE YAPILIR RUHSATLI VE BİLİNÇLİ
Paz Ocak 16, 2011 7:26 am tarafından sakin adam

» İKİNCİ EL CİHAZ ALIM SATIMI VE TAKASI
Paz Ara. 26, 2010 2:17 am tarafından kepenekli çoban

» ücretsiz vbullettin sitesi kurmak resimli anlatım,,
Cuma Ara. 10, 2010 4:18 am tarafından menderes1278

» ITALYA ROMA NARNI
Cuma Ara. 10, 2010 12:26 am tarafından kepenekli çoban

» İlginç bir saat‏
Ptsi Kas. 29, 2010 11:41 pm tarafından Misafir

» Büyük Sırrın Arkeolojik Keşfi: Nuh Tufanı.
Paz Kas. 28, 2010 5:15 am tarafından kepenekli çoban

» BULANLAR BULUYOR AMA TEK TEK AMA FARKLI ŞEKİLLERDE
Paz Kas. 28, 2010 4:20 am tarafından Misafir

» Rüyada Define Görmek.
Paz Kas. 28, 2010 3:52 am tarafından Misafir

» kıyamet günü
C.tesi Kas. 27, 2010 4:34 am tarafından Misafir

» AYAK İŞARETİ (çözülmüş)
Cuma Kas. 26, 2010 11:27 pm tarafından kepenekli çoban

» 7 DELİK Lİ TAŞ ve TAŞ YIĞMA
Cuma Kas. 26, 2010 7:04 pm tarafından Misafir

» Arkeolojik Terimler Sözlüğü.
Cuma Kas. 26, 2010 2:18 am tarafından menderes1278

» MEZAR ÖRNEKLERİ VE MEZARDAN ÇIKAN HEDİYELERİ
Perş. Kas. 25, 2010 11:52 pm tarafından Misafir

» bir ruhsatlı define kazısından hikayeler
Perş. Kas. 25, 2010 3:38 am tarafından Misafir

» 3 Yaşında Define Buldu..
Perş. Kas. 25, 2010 2:43 am tarafından Misafir

» Göz testine buyrun... !!!!
Perş. Kas. 25, 2010 2:16 am tarafından Misafir

» FAYDALI LİNKLER
Çarş. Kas. 24, 2010 8:43 am tarafından kepenekli çoban

» Define Arama İle İlgili Yasal Dayanaklar.. "Define arama ruhsatnamesi"
Çarş. Kas. 24, 2010 5:23 am tarafından menderes1278

» Bulunan Defineye Paha Biçilemiyor
Çarş. Kas. 24, 2010 5:07 am tarafından Misafir

» ALAN TARAMALAR ,,
Çarş. Kas. 24, 2010 5:02 am tarafından Misafir

» minelap 4500
Çarş. Kas. 24, 2010 4:00 am tarafından kepenekli çoban

» burada ne görüyorsunuz
Çarş. Kas. 24, 2010 2:43 am tarafından Misafir

» Cennet annelerin ayakları altındadır
Çarş. Kas. 24, 2010 1:15 am tarafından menderes1278

» MEYVA YETİŞTİRİCİLİĞİ
C.tesi Kas. 20, 2010 12:23 am tarafından Misafir

» Piramitlerin Sırrı.
Cuma Kas. 19, 2010 7:17 pm tarafından Misafir

» Denizli-sandıras dağı-define hayaliyle gölü boşalttılar
Perş. Kas. 18, 2010 2:40 am tarafından kepenekli çoban

» Tarihten en güzel laf koymalar
Çarş. Kas. 17, 2010 7:14 pm tarafından Misafir

Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
google
hitsaati web trafik hizmetleri
döviz
HABERLER
KOD
hava durumu


Paylaş | 
 

 ANTİK ZAMANDAN GÜNÜMÜZE TAKI

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Misafir
Misafir



MesajKonu: ANTİK ZAMANDAN GÜNÜMÜZE TAKI   Çarş. Haz. 16, 2010 12:07 am

Takı, tarihin çok eski zamanlarından bu yana insanoğlunun hayatında önemli bir yere sahip olmuştur. Eski zamanlarda daha çok pratik amaçlarla gündelik hayatımızda yer alan takı ve aksesuarlar, günümüzde daha çok güzellik unsuru olarak kullanılmaktadır. Sözgelimi, önceleri iki kumaş parçasını tutturmak için kullanılan parçalar günümüzde daha çok dış görüntünün bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır.


İlk takı ve aksesuar malzemelerini kemik, hayvan dişleri, deniz kabuğu, ahşap ve taş oluşturuyordu. Takı, tarihte toplumda önemli yere sahip kişiler için yapılıyordu ve bu takılar onların sosyal statülerini gösteriyordu. Geçmişte, çoğu kültürde, takıların ölen sahipleriyle beraber gömüldüğü görülmüştür.

Takı ve aksesuar ürünleri, doğada bilinen tüm maddelerden yapılabilmektedir. Takı, saçtan ayak parmağına kadar vücudun her noktası için süslenme amacıyla kullanılabilir.

Takılar geçmişte din, tılsım, büyü, uğur gibi kavramların etkisiyle kullanılıyordu. Daha sonraları, bu anlamlara ölü hediyesi, tanrılara sunu, imtiyaz göstergesi, zenginlik ifadesi, hediye ve nihayet güzel görünmek gibi amaçlar da eklendi. Tüm bu bilgilerin ışığında; arkeolojik kazılardan çıkarılan takılara bakılarak Anadolu’da yaşayanların hangi dönemlerde hangi kültürden etkilendikleri kolayca anlaşılabiliyor.



Takı, dünden bugüne birçok amaca hizmet etmiştir. Kimi zaman maddi varlık göstergesidir takı, kimi zamansa sahibini kötülüklerden koruyan bir tılsım. Kimi zaman sosyal statüyü belli etme aracıdır, kimi zamansa elbisemizi süsleyen bir broş. Şüphesiz ki, günümüzde süslenme amacıyla kullanılması diğer tüm amaçlardan baskın çıkmıştır. Modern dünyada takı, güzelliği tamamlayan bir unsurdur.

Geçmişten günümüze bir yolculuk yaparsak, birçok kültürde değerli takı ve mücevherlerin maddi zenginlik olarak saklandığı bilinmektedir. Bunun yanında, takı, evlilik aşamasında, aileler arasında çeyiz olarak alınıp verilmektedir.

Takının gündelik hayatta pratik amaçlarla kullanımı geçmişte olduğu gibi günümüzde de devam etmektedir. Ancak, önceleri pratik amaçlarla kullanılan broş ve kemer tokası gibi aksesuar ürünleri zamanla süs eşyası olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Takı, belli bir gruba bağlılığı da gösterebilir. Hrıstiyanlar’ın taktığı haç ve Museviler’in taktığı köşeli yıldız hangi dine mensup olunduğunu göstermek için kullanılır. Nikah yüzüğü de kişinin evli olduğunu göstermek için günlük hayatta kullanılan takı çeşididir.

İnsanoğlu, musibetlerden ve belalardan korunma amacı ile de birçok takı çeşidi kullanmıştır ve günümüzde de kullanmaya devam etmektedir. İlkel kabilelerde kullanılan hayvan figürleri şeklinde takılar kötü ruhlardan korunma amacını güder. Müslüman toplumlarda kolye şeklinde takılan “Ayet el Kursi” de insanların kaza,bela ve kötülüklerden korunma ihtiyacını gidermeye yönelik bir araçtır.

Takının süslenme amaçlı kullanımı 19. yüzyılda diğer kullanım amaçlarına daha baskın çıkmaya başlamıştır.

TAKININ ANADOLU SERÜVENİ
Takılar geçmişte din, tılsım, büyü, uğur gibi kavramların etkisiyle kullanılıyordu. Daha sonraları, bu anlamlara ölü hediyesi, tanrılara sunu, imtiyaz göstergesi, zenginlik ifadesi, hediye ve nihayet güzel görünmek gibi amaçlar da eklendi. Tüm bu bilgilerin ışığında; arkeolojik kazılardan çıkarılan takılara bakılarak Anadolu’da yaşayanların hangi dönemlerde hangi kültürden etkilendikleri kolayca anlaşılabiliyor.

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE…
Gerek dinsel nedenlerin, gerekse kendini beğendirme çabasının bir sonucu olarak insanın ilgisini sürekli çeken takıların ilk örnekleri taş, kemik, deniz kabukları ve fildişinden yapılırken, maden işçiliğinin başlamasıyla bunların yanı sıra tunç, gümüş, electrum ve özellikle altın takılar yoğun bir biçimde kullanılmaya başlanmış. Takılar en çok kadınlar tarafından kullanılsa da, zaman içerisinde erkekler de takıyı çok sevmişler ve onların da hayatlarının önemli bir parçası haline gelmiş. Hem dini, hem dünyevi amaçlarla kullanılan takılarda bazen her iki amaç da birbirleriyle sımsıkı bağlantılı oluyor. Önceleri din, tılsım, büyü, uğur gibi kavramların etkisiyle başlayan takı takma, dönem dönem bu anlamlarının yanı sıra, ölü hediyesi, tanrılara sunu, imtiyaz göstergesi, zenginlik ifadesi, hediye ve nihayet güzel görünmek gibi amaçları da kapsar olmuş.
Yapılan arkeolojik kazılarda bazı yerleşim birimlerinde takılar bulunmuşsa da, günümüzde halen yapılan çalışmalar sırasında karşımıza çıkıyor olmalarının nedeni, mezarlara ölü takısı ve ölü hediyesi olarak bırakılma geleneğinden kaynaklanıyor. Anadolu ölü gömme adetlerinin bir gereği olarak mezara bırakılan hediyelerin yanında takılar da son derece önemli bir yer tutuyor.
ÖNEMLİ BİR MERKEZ ALACAHÖYÜK
M.Ö. 4’üncü binin sonu ve 3’üncü binin başlarında Anadolu Tunç Çağı’na girdi. Anadolu halkı bakıra kalay ekleyerek tuncu elde etmeyi başardı. Tuncun yanında bakır, altın, gümüş gibi madenleri dövme ve dökme tekniğinde işleyerek dinsel amaçlı veya günlük ihtiyaçlara cevap veren objeler ürettiler. Kazılar sonucu mezarlarda ele geçen altın, gümüş ve tunç süs eşyaları metal işçiliğinin en yüksek seviyeye ulaştığını bize kanıtlıyor. Batı Anadolu’da bu dönemin en parlak temsilcisi Troia. Troia kentinin özellikle II. Yerleşim katında açığa çıkarılmış olan altın, gümüş, electrum gibi değerli madenlerden yapılmış süs eşyaları, bize yine o dönemin sanat düzeyi hakkında bilgiler veriyor. Bu parlak uygarlığın, bir yandan Ege dünyası diğer yandan kuzey ve İç Anadolu ile kültür ilişkisi içinde olduğu anlaşılıyor. Anadolu uygarlığının Tunç Çağı’nda eriştiği üst düzeye tanıklık eden merkezse Alacahöyük. Burada yapılan kazılarla prens mezarlarında ele geçen altın, gümüş, agat, kuvars kristali gibi malzemelerden yapılan süs eşyalarından kolye, broş, iğne, bilezik, diadem, kemer ve elbise süsü olarak kullanılan çift altın idollerin her biri eşsiz birer sanat eseri niteliğinde.
Tunç Çağı’nın orta ve geç evrelerinde (M.Ö. 2000-1200) Anadolu’nun doğal zenginlikleri Asurlu tacirlerin ilgisini çekmiş ve bu tacirler Anadolu’ya yapacakları ticareti daha organize bir duruma getirmek için Anadolu’ya ticaret kolonileri oluşturmuşlar ve merkez olarak da Kaniş Karum’u seçmişler. Elbette ki, Asurlu tacirlerin ilgi odağı Anadolu’daki altın, gümüş ve bakır madenleriymiş. Tacirler, Mezopotamya’dan lüks eşya, elbise ve koku getirip, değerli madenleri alıyorlarmış. Bu dönemde Önasya’nın eski sanat ürünlerini tanıyan Anadolulu sanatkarlar yeni tanıdıkları motifleri ve konuları anlayış ve zevkleri içinde işleyerek Anadolu üslubunu yaratmayı başarmışlardı. M.Ö. 900-600 yılları arasında Urartu Krallığı başkenti Van (Tuşpa) olan merkezi bir devlet yönetimine sahipti. Urartular metal ve taş süs eşyaları işçiliğinde büyük ilerlemeler gösterdiler. Granülasyon tekniğinin en güzel örneğini Altıntepe’de bulunan altın düğmelerde görürüz. M.Ö. 8. yüzyılda İç Anadolu Frig Krallığı’nın egemenliği altına girdi. Frigler başkent Gordion olmak üzere Kızılırmak havzasına yerleşmişlerdi. Frig döneminden özellikle altın küpe, bilezik, ve kolyeleri tanıyoruz. M.Ö. 8-7’nci yüzyıllara ait Frig tümülüslerinde birçok altın küpe, kolye, bilezik, yüzük ve fibula bulunmuştu.
ORİENTALİZAN SANAT ÜRÜNLERİ
M.Ö 900-600 arasındaki Anadolu’da geometrik döneme ait süs eşyaları çok az bulunur. Batı Anadolu kentleri, buralarda kurulan ticaret kolonileri aracılığıyla doğunun sanat ürünlerini tanımış ve M.Ö. 8’nci yüzyıl sonuyla 7’nci yüzyıl başlarında Orientalizan sanat sentezlerini gerçekleştirdiler. Bu dönemde doğulu motifleri kıymetli metal ve fildişi eserlerde yerel özelliklerle birlikte kullanmışlardı. Ephesos kazılarında bulunan altın elbise süsleri, hilal şeklindeki küpeler ve spirallerle Bayraklı kazısından çıkan süs eşyaları az da olsa dönem hakkında bilgi veriyor.
Arkaik ve Klasik dönemlerde takılar yalın olmalarına karşın etkileyici görünürler. O dönemde, telkari ve mineleme teknikleri son derece yaygındı. Takılarda bitkisel motifler, kolyelerde nar, meşe palamudu ve hayvan başları işleniyordu. Klasik dönemdeyse bilinen biçimlerde fazla değişim yoktu. Dikkat çeken özellik son derece yalın olmalarına karşın etkileyici görünümde olmalarıydı. Küçük süs eşyaları döküm tekniğinde, biraz daha büyük olanlarsa altın plakalardan kesilerek şekillendirilmişti.
Lydia hakimiyetine Pers kralı Kyros’un son vermesinin ardından Anadolu Perslerin egemenliği altına girdi, takılarda da Pers motifleri görülmeye başlar ve sanatta yeni doğu-batı sentezi gelişir. Zengin satrap ailelerinin kullandıkları altın sikkeler ve süs eşyaları Anadolu’nun çeşitli yerlerinde karşımıza çıkıyor.
KIYMETLİ TAŞLARIN KATKISI
M.Ö. 330 yılında Makedonya kralı Büyük İskender, kral Darius’u yendi ve Anadolu’daki Pers egemenliğine son verdi. M.Ö. 330-30 arasındaki Helenistik dönem takı sanatının en önemli dönemlerinden birini oluşturuyor. Helenistik döneme kadar sadece metalin özellikle altının kendisi kullanılarak yapılan süs eşyaları, bu devirden itibaren kıymetli taşlarla da bezenmişti. Zümrüt, yakut, agat, aquamarin, grena, karneol, sard, plasma, ametist gibi bir çok değerli taş Büyük İskender’in doğuya yaptığı seferler sonucu, Helenistik dönem süs eşyalarına yansıdı.
Daha sonra, Roma hakimiyeti altına giren Anadolu’da sanat, başlangıçta Helenistik geleneklere bağlı kaldı. Roma’nın en etkin olduğu dönemde bile sanatta bölgesel özellikler ağır bastı. Takılara inci, jasper ve camın ilavesi bu döneme rastlar. Altın ile kıymetli taş kombinasyonlarının güzel ve bol örnekleri bu dönemde görülür. Kolyelerde sikkelerin kullanımı, hayvan başlı ve bitkisel motifli bilezikler, taşlarla bezeli kolyeler yine bu dönemde ortaya çıkar. Bu dönemden zamanımıza bol miktarda küpe, kolye, yüzük, bilezik gibi takı grupları gelebilmiş. Bunun nedeni ölüyle beraber mezarlara bırakılmaları.

OSMANLININ GÖZDESİ YEŞİM
Roma İmparatorluğu’nun ikiye bölünmesiyle M.S.4’üncü yüzyıldan 15’inci yüzyıla kadar yaklaşık bin yıllık bir ömrü olan Bizans uygarlığıyla ondan sonraki İslam uygarlıkları Orta Çağ’da Anadolu’da karşımıza çıkıyor. Bizans dönemine ait takıları mozaik, ikona ve fresklerden öğreniyoruz. Mezarlara hediye koyma adeti kalktığı için bu dönemden elimizde kalan fazla takı bulunmuyor. Süs eşyalarında biçim ve üslup olarak bitkisel motiflerin keskin hatlara ulaşması ve stilizasyonun yanı sıra bu dönemde dantel gibi oyulmuş ince matkap işçiliği dikkati çekiyor.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde kadınlar kadar erkekler de mücevher kullanmaya başlıyor. Bu etkinin İran’dan geldiği sanılıyor. Bu dönemde iğneler, yüzükler, küpeler, gerdanlıklar ve bilezikler son derece gözdeydi. Osmanlı İmparatorluğu’nda özellikle yeşim başta olmak üzere diğer değerli taşlar çiçek desenli altın takılara son derece ince bir işçilikle tutturuluyordu. Günümüzde, maalesef 19’ncu yüzyıl öncesine ait çok fazla çeşit elde bulunmuyor. Takı yolculuğuna günümüzde de devam ediyor ve halen gözde olmayı sürdürüyor.
Binlerce yıldır genellikle kadınlar tarafından daha zarif görünmek amacıyla kullanılan takılar, kişinin bulunduğu sosyal statüsünü ve kimliğini temsil etmesinin yanı sıra değişik işlevleri bulunmaktaydı. Genellikle kadınların kıyafetlerini tamamlayıcı bir unsur olarak kullanılan küpe, hızma, halhal, yüzük gibi takılar, geçmiş dönemlerde krallar, firavun ve halktan erkekler tarafından da yaygın olarak kullanılmaktaydı.



İlk takılar, fildişi, taş, deniz kabuklarından, maden işlemeciliğinin başlamasından sonra da madenlerden yapılmıştır. Çok tanrılı dönemlerde yaratıcının yeryüzündeki temsilcileri olarak kabul edilen kral ve rahipler, sahip oldukları güçleri bedenlerinde de göstermek isteyince taş ve madenlerden yapılmış takılar kullanmaya başlanmışlardır. Kralların taktığı değerli takılar ayrıca devletin gücünü simgeleyen unsurlar anlamına gelmekteydi.


Yaygın olarak Arap ve Anadolu kültürlerinde kullanılan ve burna takılan hızma, kadının evli veya nişanlı olduğunun sembolü olarak kullanılmıştır. Anadolu'da bağda, bahçede tarlada çalışan kadınlar küçük çocuklarının ayağına taktığı halhaldan çıkan ses sayesinde çocuğunun nerede olduğunu bulmanın yanında çıkardığı ses sayesinde akrep gibi zehirli hayvanların yaklaşmasını engellemek amacıyla kullanılmaktaydı.

Eski bir kadın takısı olan tepelik ise Anadolu'da erkekler tarafından kadınlarına doğumlarda takılan bir takı olarak kullanılmıştır. Kadın, erkek çocuk doğurduğunda altın, kız doğurduğunda ise gümüş tepelik takılırdı.

Afrika'da ise erkekler, burunlarına taktığı çubuk ve küçük hızmalarla daha sert ve kızgın hale gelmeye çalışırken, doğayla savaşında daha güçlü hale geldiği düşünülmekteydi.
Afrika'da kadınlar hem inançları hem de kendini güzelleştirdiğine inandıklarından boyunlarına halkalar takmışlardır. Bu halkalar yaş ilerledikçe artıyor, ancak artan halkalar zamanla çene ve boyun arasında uzama meydana getirdiği için bu kadına çevresinde hem hayranlık hem sevgi duygularının uyandırmasına neden olmaktaydı. Bu hayranlık, çekilen acının tek tesellisi olurken, günün birinde kadın bu halkaları çıkarınca asıl trajedi o an başlamaktaydı. Çünkü yıllarca halkalara alışan boyun kemikleri kafanın ağırlığını taşıyamayarak kırılmakta ve kadının ölümüne sebep olmaktaydı.

KÖLELERİN ALTIN KÜPE TAKMASI

Takılar sadece kadınlar tarafından kullanılmayıp geçmiş yüzyıllarda erkekler tarafından da yaygın olarak kullanılmaktaydı. Takı kişinin aslında bulunduğu sosyal statüyü, kişiliğini, inançlarını belirten bir sembol idi. Para kazanmak için değil yaşamak için çalışan köleler muhakkak kulaklarına bir altın küpe takarlardı. Köle öldüğü zaman defin masrafları bu küpe bozdurularak sağlanırdı. Geçmişten günümüze kadar çocukları hastalıklardan korunsun diye değişik renklerde boncuklar kullanmıştır. Günümüzde takılar biraz daha süs eşyası konumuna gelse de kişilerin kimliğini ortaya çıkaran unsurlar olma özelliğini korumaktadır. Günümüzde takıların genelde kadınlar tarafından kullanılmasının nedeni, kadının geçmiş yüzyıllarda baskı altında tutulması ve kendini ifade etmek için unsur arayışı içine girmesinin sonucunda takıyı tercih etmektedir.


ALTIN, tarih boyunca kadının ve erkeğin vaz geçemediği pahalı bir element. Kimisine göre güzelliğin simgesi, kimisine göre ihtişamın göstergesi... Kimisine göre zenginliğin delili... Kimisine göre ise fakirliğin ve kanın habercisi... Kadınlara göre ise şıklığın ve asaletin belgesidir, altın ve takı...Anadolu insanı açısından da en değerli tasarruf aracıdır. Ancak, altının değeri ve önemi hiç değişmese de, zamanla bazı alışkanlıklar değişiyor. O açıdan altın, günümüzde artık, tasarruf amaçlı değil, gerçek işlevi olan takı ve süs aracı olarak kullanılıyor. Değerli madenler ve taşlar, insanlık tarihi boyunca kimi zaman güzellik, kimi zaman zenginliğin ve asaletin simgesi olarak işlendi, kullanıldı. Takının tarihi, günümüzden 30.000 yıl önceye, Üst Paleolitik Çağ'a kadar uzanıyor. Ancak uzmanlar, gerçek anlamıyla kuyumculuğun, Mezopotamya'da, Mısır'da ve Anadolu'da, M.Ö. 4. binyılın sonlarına doğru başladığını belirtiyorlar.
Antik takıların karmaşık kompozisyonları, ayrıntılı ve özenli işçilikleri incelendiğinde, akla hemen bunların hangi aletlerle, hangi üstün teknik bilgiyle yapıldığı sorusu geliyor. İnsanın yaratıcı gücünün bir uzantısı olan bu teknik gelişimler, aynı zamanda insanın çevresindeki malzeme ile savaşımının da bir göstergesi. Altının çıkartılması ve işlenmesi için gelişen teknolojiyle birlikte taklit ve element karşımı da gerçekleşmiştir.



Bir mineral piritine bakıldığında, şu eski atasözünü hatırlamakta yarar var: "Her parıldayan şey altın değildir..." Çünkü, soluk, kirli sarı rengi ve parlayan görünümüyle kimi zaman altına çok benziyor. Bu nedenle mineral piritine takma bir ad bile takılmış: "aptal altını"... Pirit, altın gibi kuvars damarlarında ve kayalarda bulunuyor. Çıplak gözle bakıldığında aynı altını andırıyor. Ancak, altın daha yoğun ve yumuşak. Buna karşılık, pirit kristalleri çok çabuk kırılıyor.
İlkçağlardan beri hiç değişmeyen ve değerini yitirmeyen tek meteryal, hiç şüphe yok ki altındır. O nedenle bu sarı renkli maden, her dönemde, yediden yetmişe herkesin rüyalarını süsler. Çünkü altın, herkes için vazgeçilmez bir tutkudur
. Bu tutkuyu yakından tanıyalım isterseniz: 1B grubu soy metallerinden olan altının özellikleri arasında, korozyon direnci, sülfürlenmeye ve oksitlenmeye karşı direnç, iyonlaşma serbestisi, diğer metallerle kolay alaşım yapabilme, yüksek elektrik ve ısı iletkenliği sayılabilir. Altına şekil vermek diğer metallere göre çok daha kolaydır. Kolayca haddelenmesi, bakır, gümüş ve diğer bazı metallerle değişik renk ve özelliklerde alaşımlar oluşturması onu süs eşyası yapımında eşsiz kılar. Ayrıca altının çok iyi bir iletken olarak son yıllarda elektronik sektöründe de endüstriyel mânâda kullanılmaya başlanması onun değerini artıran unsurlardandır.
Altının saflığı "kırat"la (ayar) ifade ediliyor. Bu sözcük, Arapça "kirat"tan geliyor. Arabistan'da değerli madenlerin keçiboynuzu ağacının taneleriyle tartılması, bu sözcüğün Arapça'dan gelmesinin nedeni. Saf altın 24 kırat. Dünya da saf altın sadece merkez banklarında ve uluslararası borsalarda satılan altındır.
Saf altın eski çağlarda kullanılmıştır. Günüzümde ise kıratlık değeri verilmiştir. Bu değerler sırasıyla; 22, 21, 19, 18, 14, 10, 9 ve 8 ayar olarak kullanılır.. Bir yüzüğün 18 kırat olması, 18'lik bölümünün saf altından, geri kalan kısmının ise başka metallerden oluştuğu anlamına geliyor. 19. yüzyılda, altının değerini ifade etmek için "binler" sistemi getirildi. Buna göre 18 kırat altının ayar damgası 750 olarak tanımlanıyordu. Yani 750'lik bölümü saf altın 250'lık bölümü diğer metaller.
Altın, mücevher sanayii dahil, pek çok alanda saf olarak kullanılmaz. Hem değerli oluşu, hem de saf hâlinin çok yumuşak olması buna engeldir. Bunun yerine bakır ve başka maddelerle alaşım hâline getirilir. Bu alaşımlarda altın kütlesinin diğer metallerin kütlesine oranına karat (ayar) denilir. 24 ayar saf altın genelde binde 995 (1000 / 995) oranında saftır. 14 ayar altını ele alırsak [(14/24) x 100], yaklaşık yüzde 58,5 oranında saf altın içerdiğini görürüz. Aynı yöntemle diğer ayarlarda altının da kütlece ne kadar saf altın içerdiğini bulabiliriz. Türkiye’de altın 22, 18 ve 14 ayarlarda tanınırken, Latin Amerika’da genelde 10, İngiltere’de 9, Almanya’da ise 8 ayar olarak kullanılır. İspanya ve Portekiz’de 19, Arap ülkelerinde ise 21 ayar altın mücevher talep
edilir.

Altın karışımında kullanan element bileşimleri:
22 karat: %91.6 sı altındır ve 916 olarak damgalanır: Yüzük ve zincirler için ama asla pırlanta ile kullanılmayan bir alaşımdır.
18 karat: %75 i altındır ve 750 olarak damgalanır: Daha sert bir alaşımdır ve pırlanta ile kullanılır.
14 karat: %58.5 i altındır ve 585 olarak damgalanır: Genellikle küpe ve zincirler için kullanılan sert bir alaşımdır.
8 karat: %33.3 i altındır ve 333 olarak damgalanır: Çok sert bir alaşımdır
Altının içerisinde kullanılan bileşimler:
Platin: Normal altın için kullanılır.
Gümüş: Beyaz altın için kullanılır.
Bakır: Kırmızı altın için kullanılır.
Pirinç: Normal altın için kullanılır.
Nikel: Allerjiler nedeni ile kullanmaktan kaçınılmalıdır. Şayet sahte veya beklediğiniz ayardan düşük altın almışsanız sakın üzülmeyin. En azından değiştirme olasılığınız vardır. Bazen kuyumcuların bile bu kalpazanlara dolandırıldığı oluyor. İşte size dünya çapında bir örnek; Avrupa'da ve Türkiye'de kuyumcuları dolandıran şebekenin yaptıkları hile herkesi hayrete düşürdü. Bir süre önce bir erkek ve bayan elindeki ikili burma bilezikleri satmak için kuyumcuya girer. Kuyumcu bilezikleri almak için hepsini tek tek keser. Daha sonra kara taşa sürter. Taşa izi çıkan altının üzerine ilacı dökülür. Bekledikten sonra altın olduğunu görünce parasını öder. İkili böylelikle elindeki tüm bilezikleri kuyumculara satar. Lakin sonunda altının gerçek sarrafına satmak isterlerken yakayı ele verirler. Daha sonra öğrenilen bilgiye göre; kafadarlar ikili buyrma bilezik yapımında kullanılan iki telden birini altın, diğerini ise yumuşak bakırdan burgu yapıp desen verdiler. Böylelikle gramın yarısı bakır, diğer yarısıda altından olmuş oldu. Taşa sürtülen kısımda sadece gerçek altının izi kalıyor. Böyle bir dolandırıcılık üzerine kuyumcular burma bilezikleri çift taraflı taşa sürtüyorlar.






ALTIN, gümüş, elmas ve değerli taşlar yıllarca kadının güzelliğini, erkeğin kudretini simgeler. Takı, duygu ve sevginin pahalı anlatım biçimidir... Asırlarca hatıraları ve anıları canlandırır. Kaldıkça değerlenir... Taşlı bir yüzük, kolye, bileklik, bilezik, değerli işlemeli kutular bazen köklü aileyi temsil eder. Takılar, geçmişten günümüze kadar ve günümüzden geleceğe kadar da zenginliği simgeler. Takı dendiğinde tek unsur "altın" olarak görülmektedir. Aslında takı zenginliği, altın, değerli taşlar, (elmas, pırlanta, yakut, zümrüt, vb.), gümüş gibi doğada elementi az olan zenginliklerden bazılarıdır.
Takının işlevi bazen insanların karakterlerini, bazende yaptığı işlevleri göstermiştir. Geçmişten bunlara örneklerde verilebilir. Buna göre, Estetik çekiciliğe sahip güzel obje ve süs eşyası olmanın ötesinde, oyma yüzük taşlarının asıl işlevi, mühür olarak kullanılmalarıdır. Bunlar, birilerinin mülkünü işaretlemek, yetkisini belirtmek ve bazı objelerin kişiye özel olmasını sağlamak için çok yaygın olarak kullanılırlardı. Mülkiyet veya yetkiyi belirtmek için, oyma yüzük taşı veya metal (altın, gümüş) yüzük, bir parça kil veya balmumu üzerine bastırılırdı. Böylelikle kişiyi veya bir devleti tanıttığı için yüzüğün veya takının önemi artmış sayılır.!Bu tür mühürler, bir mektubun veya objenin güvenliği için kullanıldığı zaman kolayca kırılabilirlerdi, ama kırıldıkları hemen belli olurdu. Aristophanes'in komedilerinden birinde, kadınlar kocalarının mühürleri yüzünden yiyecek, yağ ve şarap depolarının haddinden fazla korunduğundan yakınırlardı. Yüzük taşları değerli objeler olup, bazen bunlara astronomik fiyat biçilirdi. Plinius, büyük paralar karşılığında değiş-tokuş edilen birçok yüzük taşı örneğini verir. Bir taşın değerinin onun doğası ve kalitesi ile belirlenmesine rağmen, işçiliği genelde değerini büyük ölçüde etkilemiyordu. Altın, gümüş ve değerli taşlar çıkartılan ülkelerde ise bunların değeri diğer ülkelere göre çok düşüktür. Lakin son zamanlarda bu zenginliklerin git gide azalması ise değerini arttırıyor. Değerli taş ve metaller zamanla birlikte zenginliğin göstergesi durumunu alınca bu kez altın işçiliğine yönelme olmuştur. Kadınların takıya olan merakı, altın ve değerli taşların bir anda ilgi odağı halini almıştır. Avrupa'da gelişmeye başlayan takı işlemeciliği ile birlikte zengin arap topraklarında bu zanaatın gelişmesiyle birlikte artık güzelliğin değil ihtişamın simgesi durumuna gelmiştir.
Tarihe baktığınızda dünyadaki bir çok savaşın ana nedenlerinden biri de altın ve değerli taşların ihtişamlığından kaynaklandığını görürsünüz. Fakir ülkelerde yaşayan halk, genelde zengin olmak ve paha biçilemez takılara sahip olabilmek için silahlar kuşanarak katliamlar yapmıştır. Zengin olan ülkelerin krallıkları zenginlik göstergesi olan altın ve değerli taşlardan süslemeli olan taçlar giymeyi gelenek haline getirmişlerdir. İhtişam ve kuvvetin göstergesi halini alan altın ve değerli taşlar artık bir ülkenin zenginliğini göstermeye başlamıştır. Bununla da kalmayıp insanın benliğinin içine girmeye başlamıştır. Krallar altın ve değerli taşlarla süslenmiş taçlar, yüzükler ve asalar ellerine alırken, kadınlarda güzelliklerinin ve asaletliklerini gösteren taç ve değerli taşlardan süslenmiş kolye, bilezik, yüzük, ve elbiseler giymeyi adet haline getirmişlerdir. Askeri yönden baskı yapamayan ülkeler zenginliklerini göstererek baskı unsuru haline getirmiştir. Osmanlı İmparatorluğu, çöküş devrinin son yüzyılını bu şekilde diğer imparatorluklara karşı güçlü ve kudretli halini göstermeyi başarmıştır
Bu zengilik göstergesi olan altın ve değerli taşlar "umuda yolculuk" ülkesi olan Amerika'nın oluşumunu bile sağlamıştır. Herkes "altın vadisi" olarak tanımladığı ve bir çok ülkeden insana umut kapısı olan Amerika'da altın cevherleri bulacakları umuduyla buraya göç etmişlerdir. Göç sayısı o kadar fazla oldu ki, ABD'nin yerlilileri olan Kızılderililer ve diğer yerli halk bu sayı arasında azınlık durumuna düşmelerine neden olmuştur. Böyle oluncada her ülkenin ve her insanın başına gelebilecek tehlikelerin "yağmalamalar, şiddet.." doğmasına neden olmuştur. Şu anda dünyamızda petrol ve enerji kaynaklarının zenginlik asaleti göstergesi görünse bile, altın ve değerli taşların yanında yine hiç görünüyor. Bir ülkenin zenginliği hazinesindeki altın ve değerli taşların çokluğuyla ölçülmeye devam edilmektedir. Yani paranın karşılığı altının olması gerekiyor.
Bazı inanışlara göre, Kadın dünya'ya gelen en güzel yaratık veya varlıklardan biri olarak sayılır. Bu nedenledir ki her türlü objenin yanında kadının varlığı güzel göstermesini veya dikkat çekmesini sağlamaktadır. Bu deyimi dikkate alırsak eğer reklamlarda kadın objesinin kullanılmasının nedenin ortaya çıktığını görürüz. Kadını kudretiyle ve güzelliğiyle hapseden ise takı ve değerli taşlardır. Kadını dünyasından koparan ve güzelliğine güzellik katan takı yani altın ve değerli taşların esir etmesinin ana nedenin ne olduğu hala araştırılıyor. Dünyada iki varlığın değerli taşlar ve altına tutkunmuş, birincisi kadın, ikinci ise kargalardır. Her ikisi de altın ve parıltılı eşyalara meraklıdır. Yine bu iki canlının altın ve değerli taşları elde etmek için ihtiras ve hırsını kullandığı görülmektedir.

Bir rivayete göre; Zenginlikler ülkesi olan 'Kalk' devletinin ikiz prensesi var. Bu prenseslerin karakterleri birbirlerinden farklıymış. İkisi de zenginliği, ihtişam ve gösterişi severmiş. Kalk ülkesinin kralı kızlarını evlendirmeye karar vermiş. Tabii öyle bir prens bulması gerekiyor ki kızlarını yönetmesi gerektiği için akıllı olmalarını istemiş. İşte böyle bir ferman yayınlamış tüm dünyaya.. Ülkelerden prensler gelmiş ve Kalk ülkesinin kralı karşısında sıralanmışlar. Kıral, iki biricik kızını prenslerin karşısına çıkartmış. Prensesler ise güzellikleriyle adeta prensleri büyülemişti. Sıra seçime geldi. Prensesler ve prensler kendilerine uygun eşleri seçtiler. Zenginliği ve hoş görüsüyle ünlü olan Kalk ülkesinin kralı, kızlarını ve eş adayı olarak seçtikleri prensleri huzuruna çağırmış. Kızlarına sormuş, "bu prensin neleri hoşuna gitti de seni kendine bağlamış?"... Kızlardan biri "Kralım, prensin elinde bulunan altın çerçeveli cam kavanozun içinde bulunan ışıltı su ve rengarenk bulunan taşlar. Bu ikisinin güzelliği beni etkildi. Aynı zamanda prensin bana, "su, altın ve değerli taşlar sevgimizin saflığını ve güzelliğini göstermektedir. Dünyada huzuru ve mutluluğu ancak böyle yakalarız. Aşkımızı bunlar süslesin ama gönlümüzü sevgi, hoşgörü ve dürüstlük tamamlasın" demesi ilgimi çekti. Diğer kızına aynı soruyu sordu, "bu kızıda sevgimizi ancak altın değerli taşlar süsler, zenginlik olmazsa hiç birşey olmaz. Prenste aynı cevabı verir"... Kral da bu cevaplar üzerine, "hepiniz üzerinizdeki takıları çıkarın ve masanın üzerine koyun" dedi. Prens ve prensesler üzerindeki takıları çıkarttınca olanlar oldu. Zengiliği ve takıyı seçenler karga olup diyaralara kaçtı. Diğeri ise elindeki suyu yere boşaltınca yerler yarıldı.. Tüm altın ve değerli taşlar toprak ve su altına doğru gitti... Büyük bir dehşet yaşandı bir süre sonra bütün sarsıntılar durdu ve kral genç çifte yöneldi, "zengiliklerin hepsi suyun ve yerin altında. Elinizde kalan sadece sevginizdir. Altın ve değerli taşlar kötülüğün ve güzelliğin örtüsüdür. Bu yüzden dünya var oldukça takı ve taşlar güzelliğin simgesi, ihtişamın da göstergesi olacaktır" diye öğüt verir. Rivayet günümüze kadar gelmiştir. İhtişam ve güzelliğin simgesi hala altın ve takıdır..


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
ANTİK ZAMANDAN GÜNÜMÜZE TAKI
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
DEFİNECİLER AKADEMİSİ :: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TAKI ve TAKI TASARIMLARI-
Buraya geçin: