DEFİNECİLER AKADEMİSİ
ÖNCELİKLE SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ...
SİTEMİZDEN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLUNUZ..
AKSİ TAKTİRDE SİTEMİZİN İÇERİĞİ TAM OLARAK GÖRÜNMEYECEKTİR...
DOLAYISI İLE SİTEMİZDEKİ İŞLENMEKTE OLAN KONULARI ve KONULARA YAPILMIŞ OLAN YORUMLARI GÖREMEZSİNİZ.
PAYLAŞIMLARA KATILAMAZSINIZ PAYLAŞIM YAPAMAZSINIZ ..
SİZ GELİN EN İYİSİ ÜYE OLUN...
SIKINTI ZORLUK YAŞAMAYIN..
LÜTFEN GEÇERLİ MSN ADRESİ VERİN..
ÜYE OLDUKTAN SONRA TÜM REKLAMLAR ENGELLER GİZLENECEKTİR..
SANAL ALEMİN NİMETLERİNDEN FAYDALANARAK GİZLENEREK KÜFÜR KAFİR ETMEKLE İNSANLARI KIRMAKLA İNCİTMEKLE AŞAĞILAMAKLA BİR YERE VARILMAZ O SİZİN YETİŞTİRİLME ŞEKLİNİZİN AHLAK YAPINIZIN BASİTLİĞİNİZİN İNSAN OLAMAMANIZIN VERDİĞİ BİR ÖLÇÜYÜ GÖSTERİR..
LÜTFEN ÜYE OLUNUZ...

SAYGILAR : SİTE YÖNETİMİ

DEFİNECİLER AKADEMİSİ

DEFİNE DEFİNECİLİK VE KOLEKSİYONERLİK TREASURE, ANT ANCİENT COİNS
 
AnasayfaAnasayfa  PortalPortal  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  DEFİNE İŞARETLERİ VE ANLAMLARIDEFİNE İŞARETLERİ VE ANLAMLARI  
DEĞERLİ ÜYE ARKADAŞLARIMIZ YENİ YÖNETİMLE DEĞERLİ ÜYE ARKADAŞLARIMIZLA HER KONUDA BİLGİ ALIŞ VERİŞİNDE BULUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ İYİ FORUMLAR
DEGERLİ ÜYELERİMİZ DİĞER KOLEKSİYONERLER SİTEMİZDEDE ÜYE KAYITLARI BAŞLAMIŞTIR HANGİ KATAGORİDE KOLEKSİYON YAPIYORSANIZ VE ELİNİZE GEÇEN SİKKE VE OBJELERİNİN ORTALAMA FİYATLARINI ÖĞRENMEK İSTİYORSANIZ BİZE AİT OLAN wwwdefinecilerkulubu.com ADRESİNE ÜYE OLARAK PAYLAŞIMLARINIZI YAPABİLİRSİNİZ..
En iyi yollayıcılar
catterpillar (457)
 
kepenekli çoban (370)
 
BURAKBEY (347)
 
hattap (345)
 
aslan54 (300)
 
MAMİ (266)
 
SİMBAT (154)
 
menderes1278 (153)
 
selim (111)
 
aslicix67 (109)
 
kontrol paneli
Profiliniz
Bilgiler
Seçenekler
İmza
Avatar
Sosyal
Arkadaş ve Tanınmamış
Üye listesi
Grup
Özel Mesaj
Gelen Kutusu
ÖM Gönder

Gözlenmiş Konular
Kimler hatta?
Toplam 3 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 3 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 197 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 12:23 pm tarihinde online oldu.
En son konular
» Kahpe saldırı bezele karakol baskını
Salı Şub. 01, 2011 1:31 am tarafından kepenekli çoban

» Ashab,ı Kehf,
Ptsi Ocak 31, 2011 3:50 am tarafından kepenekli çoban

» ÖNERİLERİNİZ VE İSTEKLERİNİZ
Perş. Ocak 20, 2011 1:28 am tarafından kepenekli çoban

» DEFİNECİLİK İŞİ PROFESYONELCE YAPILIR RUHSATLI VE BİLİNÇLİ
Paz Ocak 16, 2011 7:26 am tarafından sakin adam

» İKİNCİ EL CİHAZ ALIM SATIMI VE TAKASI
Paz Ara. 26, 2010 2:17 am tarafından kepenekli çoban

» ücretsiz vbullettin sitesi kurmak resimli anlatım,,
Cuma Ara. 10, 2010 4:18 am tarafından menderes1278

» ITALYA ROMA NARNI
Cuma Ara. 10, 2010 12:26 am tarafından kepenekli çoban

» İlginç bir saat‏
Ptsi Kas. 29, 2010 11:41 pm tarafından Misafir

» Büyük Sırrın Arkeolojik Keşfi: Nuh Tufanı.
Paz Kas. 28, 2010 5:15 am tarafından kepenekli çoban

» BULANLAR BULUYOR AMA TEK TEK AMA FARKLI ŞEKİLLERDE
Paz Kas. 28, 2010 4:20 am tarafından Misafir

» Rüyada Define Görmek.
Paz Kas. 28, 2010 3:52 am tarafından Misafir

» kıyamet günü
C.tesi Kas. 27, 2010 4:34 am tarafından Misafir

» AYAK İŞARETİ (çözülmüş)
Cuma Kas. 26, 2010 11:27 pm tarafından kepenekli çoban

» 7 DELİK Lİ TAŞ ve TAŞ YIĞMA
Cuma Kas. 26, 2010 7:04 pm tarafından Misafir

» Arkeolojik Terimler Sözlüğü.
Cuma Kas. 26, 2010 2:18 am tarafından menderes1278

» MEZAR ÖRNEKLERİ VE MEZARDAN ÇIKAN HEDİYELERİ
Perş. Kas. 25, 2010 11:52 pm tarafından Misafir

» bir ruhsatlı define kazısından hikayeler
Perş. Kas. 25, 2010 3:38 am tarafından Misafir

» 3 Yaşında Define Buldu..
Perş. Kas. 25, 2010 2:43 am tarafından Misafir

» Göz testine buyrun... !!!!
Perş. Kas. 25, 2010 2:16 am tarafından Misafir

» FAYDALI LİNKLER
Çarş. Kas. 24, 2010 8:43 am tarafından kepenekli çoban

» Define Arama İle İlgili Yasal Dayanaklar.. "Define arama ruhsatnamesi"
Çarş. Kas. 24, 2010 5:23 am tarafından menderes1278

» Bulunan Defineye Paha Biçilemiyor
Çarş. Kas. 24, 2010 5:07 am tarafından Misafir

» ALAN TARAMALAR ,,
Çarş. Kas. 24, 2010 5:02 am tarafından Misafir

» minelap 4500
Çarş. Kas. 24, 2010 4:00 am tarafından kepenekli çoban

» burada ne görüyorsunuz
Çarş. Kas. 24, 2010 2:43 am tarafından Misafir

» Cennet annelerin ayakları altındadır
Çarş. Kas. 24, 2010 1:15 am tarafından menderes1278

» MEYVA YETİŞTİRİCİLİĞİ
C.tesi Kas. 20, 2010 12:23 am tarafından Misafir

» Piramitlerin Sırrı.
Cuma Kas. 19, 2010 7:17 pm tarafından Misafir

» Denizli-sandıras dağı-define hayaliyle gölü boşalttılar
Perş. Kas. 18, 2010 2:40 am tarafından kepenekli çoban

» Tarihten en güzel laf koymalar
Çarş. Kas. 17, 2010 7:14 pm tarafından Misafir

Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
google
hitsaati web trafik hizmetleri
döviz
HABERLER
KOD
hava durumu


Paylaş | 
 

 GNOSİS

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Misafir
Misafir



MesajKonu: GNOSİS   Paz Nis. 25, 2010 12:42 pm

İskenderiye’li Clement
Gnosis”, Yunanca'da “Bilgi” anlamına gelen bir sözcüktür; insanın tinsel kurtuluşunu sağlayan bir bilinçlenme tarzıdır. İlk Hıristiyan düşünürlerinden biri olan İskenderiye’li Clement, Gnosis’i “Tanrı Bilgisi” olarak tanımlamış ve tüm olgun Hıristiyanları birer Gnostik olarak kabul etmiştir. Ne var ki, Clement’dan sonraki yıllarda Hıristiyan Kilisesi, Gnosis’i İsa’nın öğretilerinden bir sapma olarak değerlendirmiştir. Unutulmamalıdır ki Gnostizm, Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde Akdeniz ve çevresinde oldukça yaygındı.


Valentinus’çu Gnostikler, Gnosis’i iki biçimde tanımlarlar. İlki, Gnosis’in bir “öz-bilgilenme” (self-knowledge) yani insanın kendini tanıması olduğunu, ancak aynı zamanda da “insanın içindeki ruhun tövbesi ve kurtuluşu” anlamına geldiğini söylerler. Sonuç olarak Gnostikler, insanın kendisini tanımasının doğrudan kişinin kurtuluşunu ve günahlarından arınmasını sağladığını düşünürler. Ortodoks Hıristiyanlar ise, bu biçimde tanımlanan Gnosis’in Tanrı’ya iman etme yolunda sapkın bir inanç olduğunu ve kurtuluşu yalnızca kendini bilmenin sağlayamayacağını ileri sürerler.










Çeşitli Gnostik tarikatlar, Gnosis’in içeriğini farklı biçimlerde belirlerler, ancak tümü insanın doğrudan kendini keşfetmesinin tanrısal olduğunu, zira Gnosis’in “kendini bilmek, Tanrı’yı bilmektir” tanımına odaklandığını ileri sürerler. Ortodoks Hıristiyanlar için bu görüş sapkındır, zira insanın kendisi de Tanrı'ın yaratımının parçalarından biridir ve bu nedenle, doğrudan Yaratıcı ile eş tutulamaz. Gnostik kitaplardan biri olan Philip İncili’nde, Gnosis’e ulaşan kişinin “artık bir Hıristiyan değil, bir İsa olduğu” yazılıdır. Elbette bu görüş de, İsa’nın tek ve benzersiz olduğuna inanan Ortodoks Hıristiyan öğretisine karşıttır. Tüm bunlara ek olarak Gnostikler, kendini İsa ile bir tutan kişilerden bekleneceği gibi, Hıristiyan Kilisesinin piskoposların yetkesi altında örgütlenme çabasına da özellikle karşı çıkmışlardır.

Gnosis’i deneysel düzeye çıkarabilmek amacıyla Gnostik okullar, ritüel ve meditasyon benzeri bir çok pratik uygulamaları da kullanmıştır. Tinsel özgürleşmeye yalnızca insanın kendini tanıması ile varılabileceği düşüncesi, Ortodoks Hıristiyanlık için sapkın olmakla birlikte, Budizm için esastır. Budistler, insanın çektiği acıların kendi gerçek doğasını bilmemesinden kaynaklandığına inanırlar. Bu açıklama, Gnosis’in Hindistan’dan Batı’ya İ.S. I. yüzyılda Budist rahipler tarafından getirilmiş olabileceği olasılığını çağrıştırabilir, ancak bu görüşü destekleyecek hiç bir tarihsel kanıt yoktur. Bir çok ezoterik inanç sistemi, insanın öz varlığının tanrısal olduğunu vurgulamıştır. Gnostik akım, tüm dünyadaki manevi düşünce sistemleri üzerinde büyük etki yaratmıştır.

Gnosis, insanın Tanrı’yı, O’nun gizlerini ve yaratılışın gizemlerini tanıması arzusundan doğar. Gnostikler, önce kutsal metinler ile, mensup bulundukları dinlerin kutsal kitapları ile işe başlarlar ve ezoterik bir anlam ya da gizli bir mesaj içerip içermediklerini anlayabilmek için bu metinler üzerinde şifre çözercesine çabalarlar. Gnostisizm bir tür “Hermetizm”dir ve Gnostikler, dinsel anlatım ve yazıların, ilk bakışta görüldüğünden daha derinlerde, tümcelerin, sözcüklerin ve metin yapısının içine gizlenmiş anlamlar içerdiklerine inanırlar.

Gnostikler, “kökleri” ve “gizleri” ele geçirebilmek için maddenin özüne ulaşmayı hedeflerler. Bu onların kötülük ile yüz yüze gelmelerini sağlar. Gnostikler, kendilerinde ve dünyada rastladıkları kötülük ile mücadele ederler. Kendini tanımak yolundaki yanılgıların giderilmesi, evreni tanımaktaki yanılgıların silinmesine de yol açar. Yobaz ya da sofu değillerdir; onlar, görünmez olsa bile, her zaman varolan ışığı aramaktadırlar. Kendilerini Tanrı ile eşdeğer tuttukları ileri sürülürse de, bu doğru değildir; Gnostikler yalnızca kendi içlerinde bulunduğuna inandıkları tanrısallığı aramaktadırlar. İnsanoğlunun kendini gerçekleştirmek adına, Tanrı’nın zaferine destek olması gerektiğini öne sürerler. Tanrı’nın gizemini aydınlatmanın değil, kendilerini aydınlatmanın çarelerini ararlar. Bu aydınlanma yalnızca entellektüel düzeyde kalmayıp, aynı zamanda aydınlanarak kutsallaşan kişinin bedenine de odaklanmıştır.

Bir tür gizemci varoluşçuluk olarak, Gnostizm özgürlüğün anasıdır ve yaratıcı tanrısallığın destekçisi olduğunu açıkça ortaya koyar. İnsan, kötülükten kurtulmak uğruna, yanılgılarının üstesinden gelmelidir. Özetle insanoğlu kendi varlığının, kendi gururunun ve sürekliliğinin sorumlusu olsa da, kötülüğün kaynağı değildir. Gnostizm, Hermetizmin felsefi temelini oluşturur; Evrenin gizlerinin ardındaki arayışın bir parçasıdır; mitlerle zenginleşmiş, simgeler sayesinde gelişmiştir; Sevgi ve umutsuzluk arasında bir sarkaç gibi gidip gelmektedir. Gnostik kendinin “Tanrı’nın oğlu” olmasını arzular; oysa simyacı “kendi yapıtının oğlu” olmayı istemekte ve herşeyi kendine sahiplenmektedir. İnisiyasyon, varoluşun bireysel bir biçimidir ve Gnostizm, inisiyasyonun kollektif olarak ortaya konuluşudur zira Gnostik, gizemci inananlar topluluğunun bir alt grubuna üyedir.
From Darkness to Light - Deville

Genellikle Gnostizm’in kökeninin, Yahudiliğin bazı etkilerini taşıyan bir tür Pagan’lık olduğuna inanılır. Gnostizm, önce Babil’de ortaya çıkmış, oradan Küçük Asya ve Suriye’ye yayılmıştır. İlk Gnostik kitapların İsa’dan hemen önceki yıllarda yazılmış olduğu sanılmaktadır. Bu durum, bazı uzmanların Hıristiyanlığı Gnostizmin bir kolu olarak değerlendirmelerine yol açmıştır. Bu kişiler İsa’nın bir “Essene” olduğunu, Esseneler’in de Gnostik olduklarını ileri sürerler. Onlara göre, İncil dünyanın yaratılışını ve gelecek olan kıyameti anlatan şifreli bir metindir. “Maniciler” gibi Gnostikler de iyi ve kötünün sürekli bir çekişme içinde olduğuna ve “Adalet Egemeni” figürünün tıpkı İsa gibi, yanılsamalı bir bedende yaşayan bir ruh olduğuna inanırlar. İnsanın özdeksel ve tinsel tarihini yansıtan Gnostizm, diğer tüm dinsel inançlarla aynı eski kökenleri paylaşmaktadır.

Gnosis’in aranışının başlangıcında adaylar, müthiş bir umutsuzluk duygusu ve aynı zamanda güçlü bir sevgi patlaması içine çekilirler. Gnostizmde inisiyasyon, iyiliğe yönelmek değil, varolan kötülüğün iyiliğe dönüştürülmesini, koyu umutsuzluktan dayanışmaya geçişi işlemektedir.

Gnostikler, politikacılarla dünyevi iktidarı paylaşmaya da karşı çıkarlar, böyle bir uzlaşmayı da bir tür kötülük olarak değerlendirilerdi.

Gerçeğin düşler de varolduğuna, bilinmezlerin mitler tarafından aktarıldığına inanırlardı. Bu düşünce tarzı sonucunda, gizemcinin kendini tanıyabilmesi karşısındaki engeller Şeytan’ın ta kendisi olarak görülürdü. Meryem gizemcinin eldeğmemişliğini, Havva dişiliğini ve çarmıha gerilme ise sadomazoşizmini simgelemekteydi. Ruh cenneten düşmüş ve madde içinda tutsak kalmıştır; Gnostikler, böylece maddeyi de bir ölçüde kutsallaştırıp, görünen evreni görünmeyen evrene bağımlı olarak algılamışlardı. Gnostiklerin gerçeği arayışı, ruhun düşüşünün sorumluluğunu üstlenmek ve kurtuluşunu hazırlamaktı.

Son yüzyılda Gnostiklere ait bir çok elyazması bulunmuştur; bunlar arasında özellikle Kumran’da bulunan “Ölü Deniz Yazıtları” ve Mısır’da Nag Hammadi’de bulunan “Gnostik İnciller” önemlidir. Bazı araştırmacılar Tampliye Şövalyeleri'nin de kimi elyazmalarını Kudüs’te bulduklarını ve bunları kendileri için sakladıklarını ileri sürmüşlerdir. Bu araştırmacılar, çağdaş Masonluğu da gnostik olarak nitelendirirler ancak böyle bir nitelendirmenin nedeni pek açık değildir.






Günümüzde “Gnostik” sözcüğü (Yunanca’da “tinsel ya da tanrısal Bilgi” anlamına gelen “Gnosis” sözcüğünden türemiştir), Hıristiyan Kilisesi tarafından eskiden sapkın olarak değerlendirilen ve diğer dinsel akımların etkisini taşıdıkları ileri sürülerek Hıristiyan inancına aykırı bulunan belgeler için kullanılmaktadır. Bu yargı pek doğru sayılamaz zira Hıristiyan Gnostik belgeleri, İran ve Hindistan kökenli gnostik yaklaşımları da içerdiği gibi geleneksel Yahudi kaynaklarının da etkisini taşımaktadır. Kimi belgeler ise doğrudan İsa’ya atfedilen felsefi mesajlardan oluşmaktadır. Gnostikler için, kendini tanımak, doğayı sevmek ve doğal bilimlere saygı duymak Tanrı’ya giden doğru yolu oluştururdu. Bu nedenle Hıristiyan Gnostikler, İsa’yı bir tanrı olarak değil, Tanrı’ya ulaşan yolu gösteren bir insan olarak kabul ederlerdi.

Gnostik İnciller”, Hıristiyanların kutsal kitabı olan “Yeni Ahit” ile yaklaşık aynı dönemde yazılmışlardır. Ancak çağdaş kamuoyu Nag Hammadi’de bulunan elli iki papirüsün çevrimi ve basımı sonucunda bunları son yıllarda tanımak fırsatını bulabilmiştir. Bu elyazmalarının çoğu İ.S. 350-400 yıllarından kalmadır ancak aslında bu papirüslerin üçyüz yıl önce yazılanların kopyaları oldukları ortaya çıkarılmıştır.

Bu elyazmalarının arasında en eskisi olduğu sanılan ve Zürih’teki “YoungVakfı”ndan Profesör Quispel tarafından satın alınan “Thomas’ın İncili” de vardır. Diğerleri Kahire’deki “Kıpti Müzesi”nin malıdır.

Nag Hammadi yazmalarının yaklaşık 1.600 yıl önce gelişmekte olan Katolik Kilisesi’nin sapkın olarak gördüğü Gnostikler üzerinde yaptığı baskılar sonucunda, toprağa gömüldükleri sanılmaktadır. O dönemde, Hıristiyanlığın en büyük rakibi Gnostikler idi. Kilise kendini koruyabilmek amacıyla bu sapkın akımı yasaklamış ve Gnostik metinleri yok etmiştir.
En İçteki Sakin - Watts

Gnostikler ile Ortodoks Hıristiyanlar, İsa’nın “Diriliş”ini (Resurrection) iki farklı ve karşıt biçimde yorumlarlar. “Philip’in İncili”ne göre Gnostikler, insanın varoluşunu aslında ruhun tutsaklığı biçiminde görürler ve dirilişi ise gerçeği açıklayan bir aydınlanma anı olarak değerlendirirler. Böyle bir diriliş kavramı, Masonluğun üçüncü derecesindeki törene oldukça benzemektedir.

Ortodoks görüşe göre ise Diriliş, Havariler’in tanık oldukları biçimde, İsa’nın bedeninin göğe yükselmesi ile tamamlanmıştır. Bunun sonucu olarak Kilise’nin önderliği Havariler’e ve onların izleyicilerine verilen bir ayrıcalık olmalıdır. Günümüzde bile, Papa’nın yetkisi Havariler’in önderi olan Aziz Petrus’tan kaynaklanmaktadır. İsa’nın dirilişini bir gerçek olarak kabul etmekle Kilise, dinsel yetkeyi kendinde tutma hakkını bulmaktadır, zira daha sonradan bir başka kişi İsa’ya doğrudan ulaşma ayrıcalığına sahip olamayacak ve benzer bir iktidarı eline geçiremeyecektir.

Gnostikler, diriliş hakkındaki bu Hıristiyan yaklaşımını “Çılgınların İmanı” olarak adlandırırlar, zira böylesi bir bedensel dirilişe inananlar, tinsel bir gerçek ile fiziksel bir olayı birbirine karıştırmaktadırlar. Gnostikler, kendilerine özgü ayrı bir Havari geleneğine sahip olduklarını ileri sürerek Kilise’nin iktidarına ve otoritesine karşı çıkarlar.
Hıristiyan Gnostikler arasında İsa’nın dirilişini, tıpkı Masonluktaki üçüncü derece ritüelinde olduğu gibi, yalnızca tinsel bir yeniden doğuş olarak değerlendirenler de vardır. Bunun dışında, Masonluk ile Gnostikler arasında doğrudan bağlantının bir çok farklı örneğinin bulunduğu ileri sürülmektedir.


En son cantar tarafından Paz Nis. 25, 2010 12:47 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: GNOSTİSİZM   Paz Nis. 25, 2010 12:45 pm

Gnostisizm “bilgi ile kurtuluş” öğretisidir. Gnosis sözcüğünün etimolojisine dayanan bu tanım, oldukça tutarlı olmasına karşın, Gnostik düşünce dizgelerinin çeşitli özellikleri arasından yalnızca tek bir tanesini dikkate almaktadır. Ne var ki ele alınan bu özellik, Gnostisizm’in en temel niteliklerindendir. Yahudilik, Hıristiyanlık ve neredeyse tüm pagan inanç dizgeleri, ruhun kurtuluşunun Yüce Tanrısal Güç’e akıl ve irade ile boyun eğmekle, yani iman ve ibadet ile sağlanacağını öngörmüşlerdir. Oysa Gnostisizm’in dikkat çekici farklılığı, ruhun kurtuluşunun evren gizemlerinin bilgisine "sezgi" ile ulaşmakla ve bu bilgiyi açıklayan büyülü formülleri öğrenmekle sağlanacağını varsaymasıdır. Gnostikler “bilen kişiler”dir ve bilgileri onları tüm varlıklar arasında üstün kılmakta, bilgisizlere oranla geçmiş ve gelecekte temelden farklı bir statü sahibi olmalarını sağlamaktadır.

Gnostisizm aslında kolektif bir nitelendirmedir ve öğretileri birbirinden oldukça farklı olabilen çok sayıdaki “idealist-kamutanrıcı” mezhep ve tarikatleri topluca belirtmek için kullanılmıştır. Bu gruplar, İsa’dan önceki dönemlerden yaklaşık V. yüzyıla kadar etkin olmuşlardı. Dönemin bellibaşlı dinlerinin, özellikle Hıristiyanlığın, söylem ve ilkelerini kendilerine uyarlamışlardı. Maddeyi tinin bozulmuş biçimi ve tüm evreni Tanrı’nın niteliksizleşmesi olarak görürlerdi. Her varlığın temel amacının maddenin kabalığından sıyrılmak ve Yaratıcı Tin’e geri dönmek olduğunu öğretirlerdi. Bu geri dönüşün Tanrı tarafından gönderilen bir "Kurtarıcı" sayesinde başlayacağını ve kolaylaşacağını ileri sürerlerdi.

Bu tanımlar ne denli yetersiz olsalar da, Gnostik akımların çeşitliliği, belirsizliği ve karmaşıklığı daha anlamlı ve tatmin edici bir tanım getirmeye izin vermemektedir. Üstelik bir çok araştırmacı, Gnostik akımlara genel bir tanım getirme çabasını boşa harcanacak emek olarak görmektedirler.



Köken



Gnostisizm’in kökenleri üzerinde uzun süredir tartışılmakta ve araştırmalar hala sürmektedir. Konu derinlemesine araştırıldıkça, Gnostisizmin kökenleri geçmişte daha gerilere gitmektedir. Önceleri Hıristiyanlığın bözulmuş bir türü olarak değerlendirilmesine karşın, günümüzde Gnostik akımların ilk izlerinin İsa’dan önceki yüzyıllarda olduğu kanıtlanmıştır. Hindistan dinleri ile bağlantısı kanıtlanmaya çalışılmış, anavatanı olarak Suriye ve Finike belirtilmiş, Mazdeizm ile ilişkileri araştırılmış, Platon felsefesi ve Helen Gizem Dinlerinin etkisinde olduğu ileri sürülmüştür. Hıristiyan inançlarının Helenleştirilmesi biçiminde de tanımlanmıştır.

Son yüzyıllarda araştırmacılar Gnostisizmin, Hıristiyanlık öncesi Doğu kökenleri üzerinde yoğunlaşmışlardır. Berlin’de 1882’de yapılan Beşinci Oryantalistler Kongresi’nde Kessler, Gnostisizm ile Babil dini arasındaki bağlantıya dikkat çekmiştir. Ancak burada sözü edilen özgün Babil dini olmayıp, Cyrus’un fethinden sonra ortaya çıkan senkretik Babil inançlarıdır. Benzer yaklaşımlar Manicilik için de ileri sürülmüştür. 1889 Yılında Brandt’ın “Manden Dini” (Mandiaische Religion) adlı kitabı yayınlanmıştır. Manden dini öylesine şaşmaz bir biçimde Gnostik nitelikler göstermektedir ki, artık Gnostisizm’in Hıristiyanlık’tan önce ve bağımsız olarak varolduğuna kuşku kalmamıştır. 1897 Yılında Wilhelm Anz, Gnostik kuramlar ile Babilonya Astrolojisi arasındaki benzerlikleri vurgulamıştır. Diğer taraftan Friedlander 1898 yılında Gnostisizm’in köklerini Hıristiyanlık öncesi Yahudilik’te aramıştır. Bir çok araştırmacı Gnostik öğretilerin kaynağının Helen dünyasında, özellikle İskenderiye’de bulunduğunu ileri sürmüştür. Joel, tüm Gnostik düşüncelerin tohumunun Platon’da bulunduğunu kanıtlamaya kalkışmıştır. Bu yaklaşım bir abartı olarak görülse de, Gnostisizmin doğuşunda ve özellikle gelişmesinde Helen etkilerinin varlığı reddedilemez. Hermetik literatürde Gnostisizm’e fazlasıyla yakın düşen özellikler vardır. Bu bakımdan Gnostisizm’in kökenlerinin eski Mısır’da olduğu da sıkça savunulmuştur. Plotinus’un felsefesi ile Gnostisizm arasındaki bağlantı ise 1902 yılında Schmitd tarafından ortaya atılmıştır. Elde bulunan Gnostik metinlerin hemen tümünün Kıpti kaynaklı olması, İskenderiye’li Plotinus’un düşüncelerinin en azından Hıristiyan Gnostisizm’inin gelişmesine katkıda bulunduğunu göstermektedir. Öte yandan Helen Gizem Dinleri ile ezoterik Gnostisizm arasında da bir çok benzerlikler vardır. Ancak Helen Gizem Dinlerinin ne ölçüde doğrudan Helen düşüncesinin ürünü olduklarını da bilmemiz bugün için olası değildir.

Gnostisizm’in kökenleri hala koyu karanlıkta bulunmasına karşın, bir çok araştırmacının birleşik çabaları bu sorunu öylesine aydınlatabilmiştir ki, artık şu kesinlik taşımayan sonucu sunabilmek olasıdır: ilk bakışta Gnostisizm, ilkçağdaki tüm dinsel dizgelerin özensiz bir bileşimi gibi görünse de, gerçekte derinlerde oluşmuş ve Gnostisizm’in yaşayıp gelişmesi için gerekli olan temel bir ilkeye dayanmıştır; bu ilke, felsefi ve dinsel kötümserliktir. Aslında Gnostikler kendi terimler dizgelerini hemen tümüyle varolan dinlerden aktarmışlar, ancak bunu bir yandan varoluşun özdeki kötülüğü hakkındaki düşüncelerini açıklayabilmek için, diğer yandan insanüstü bir Kurtarıcı ve büyülü sözler sayesinde bu kötülükten sıyrılmayı öngören amaçları için kullanmışlardır. Diğer dinlerden ödünç aldıkları ne olursa olsun, söz konusu edilen kötümserlik kesinlikle kendilerine özgüdür.

Bu kötümserlik, bu evrendeki tüm güzellikleri ve soyluluğu saygı ile dile getiren neşeli Helen düşüncesinden kaynaklanmamıştır; ne de öte dünyadaki yargı ve cezalandırmalar için öngördükleri ayrıntılı spekülasyonların gündelik yaşamlarını gölgelemesine izin vermeyen ve evrenin Thoth’un öncü bilgeliği altında yaratılıp geliştiğini varsayan Mısır düşüncesi değildir bu kötümserliği aktaran. Diğer taraftan Gnostisizm’in kötümserliğinin kökeni, Ahura Mazda’nın saltık üstünlüğünü vurgulayan ve evrenin yaratılışında Ahriman’a ancak ikincil bir pay tanıyan İran düşüncesi de olamaz; basit ve en saf anlamıyla Kamutanrıcılığı yaşayan ve evreni Tanrı ile çelişkili olarak değerlendirmekten uzak olan Brahma düşüncesi hiç olamaz. Son olarak, Sami inançları da değildir kötümserliğin kökenini içeren, zira Sami dinleri ölümden sonra ruhun kaderi hakkında fazlasıyla suskundurlar ve Baal, Marduk, Assur ya da Haddad tapımlarında uzun ve mutlu yaşamanın pratik bilgeliğini sunarlar.

Tüm evreni bir bozulma ve bir yıkım olarak değerlendiren bu su katılmamış kötümserlik, bedenden kurtulmaya hummalı biçimde can atan ve varoluşun lanetli büyüsünü bozacak gizemli sözcükleri öğrenmek için delice bir umut besleyen Gnostik düşüncenin temeli olmuştur. Gnostisizm, olsa olsa Budizm ile aynı verimli toprakta yeşermiş olabilir; ancak Budizm etik temellidir ve tüm arzuların söndürülmesi ile amacına ulaşmaya çabalar. Gnostisizm, sahte bir entellektüellik içerir ve özellikle sezgisel bilgiye güven duyar.











İ.Ö. 539 yılında Cyrus Babilonya’yı fethettiği zaman iki büyük düşünce dünyası birbiriyle karşılaştı ve İran inançları ile Babil’in eski uygarlığının bileşiminden dinsel senkretizm ilk kez ortaya çıktı. İyi ile kötü arasında süregiden büyük mücadele düşüncesi İran Düalizminin ve Mazdeizmin ana fikriydi. Bu temel inanç ile ruhlar, cinler, melekler ve “Deva”lar gibi aracı varlıkları canlandıran imgelem, Sami inançlarında öteden beri yerleşik olan iyimserliği zedeledi. Diğer taraftan astrolojiye olan sarsılmaz güven duygusu, gezegenler sisteminin dünya olayları üzerinde kaderci bir etkisinin olduğuna olan inanç Kalde yöresinde varlığını inatla sürdürdü. Kutsal “Hebdomad” diye de adlandırılan yedi gezegenin – Ay, Merkür, Venüs, Mars, Güneş, Jüpiter ve Satürn – ihtişamı, Babilonya’nın basamaklı kuleleri ile binlerce yıl boyunca simgelendi ve değerini hiç yitirmedi. Gezegenlere tapınma sona erdi, ancak yine de gezegenler, “Archontes” ve “Dynameis” biçimlerine bürünerek, insanoğlunun çekindiği karşı konulmaz güçleri temsil etmeyi sürdürdüler. Uygulamada tanrısal niteliklerini yitirip, “Deva”lar ya da kötü cinler haline dönüştüler. Fethedenlerin inançları ile fethedilenlerin inançları arasında bir uzlaşma doğdu: Babilonya’nın yıldız inançları doğruydu, ancak yıldızların ötesinde “Ogdoad”ın sonsuz ışığı parlamakta ve her ruh bu tek iyi Tanrı’ya ulaşabilmek için “Hebdomad”ın rakip etkilerinden sıyrılmak zorunda kalmaktaydı. Ruhun, gezegen kürelerini aşarak yukarılardaki cennete doğru yükselmesi, rakip kötü güçlere karşı verilen bir savaşım olarak değerlendirildi ve Gnostisizm’in ilk ve önde gelen düşüncesi biçimine dönüştü.

Gnostisizm erken dönemlerde Yahudilik ile karşılaştı. Fırat vadisinde bulunan güçlü, iyi örgütlenmiş ve yüksek kültür sahibi Yahudi topluluklarının varlığı düşünülürse, Yahudilik ile Gnostisizm’in bu erken ilişkisi pek doğal kabul edilmelidir. Belki de Gnostisizm’in “Kurtarıcı” (Redeemer) düşüncesi Yahudiliğin “Mesih” düşüncesinden etkilenmiş olabilir. Ne var ki, Gnostiklerin “Kurtarıcı”sı Yahudilerin “Mesih”inden çok daha fazla insanüstü nitelikler taşıyordu. Gnostik “Soter”, iyi Tanrı’nın, bir “Işık-Kral”ın, bir “Aion”un doğrudan belirmesi ya da görünmesi idi.

Gnostisizm, yeni doğmuş Hıristiyanlık ile karşılaştığında, hızla bu yeni inancın biçimlerini kendine uyarlamaya, terimlerini aktarmaya başladı. İsa’yı evrenin “Kurtarıcı”sı olarak benimsedi; Hıristiyanlığın dinsel törenlerini uyguladı ve kendini İsa inancının ezoterik bir açıklaması olarak gösterdi. Hıristiyanlık geliştikçe, Gnostisizm de gelişmesini sürdürdü; kendini Hıristiyanlığın tek ve gerçek biçimi olarak nitelendirdi. Ne var ki Gnostisizm’in ezoterik yapısı onu bir seçkinler inancı biçimine sokmakta, geniş halk yığınlarına yayılamasını engellemekteydi. Gnostisizmi anlayamayan ve benimseyemeyen kitleler Hıristiyanlığın daha hızlı yayılmasını ve güçlenmesini sağladılar.
Helenleşmiş İskenderiye’de Gnostisizm, Babil ve Yahudiler’den aldığı Sami terimlerini terketti, “Emanaton” ve “Syzygies” gibi Yunanca terimlerle doldu, giderek Neo-Platoncu düşünceleri içeriğine aldı. Eski Mısır dini ise Gnostisizmi inanç ve ilkeler bakımından çok, tören ve ibadet biçimleri gibi dinsel uygulamalar bakımından etkiledi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
GNOSİS
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
DEFİNECİLER AKADEMİSİ :: BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ ZAMAN ZAMAN LAZIM OLABİLECEK KISA AMA ÖZ BİLGİLER-
Buraya geçin: