DEFİNECİLER AKADEMİSİ
ÖNCELİKLE SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ...
SİTEMİZDEN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLUNUZ..
AKSİ TAKTİRDE SİTEMİZİN İÇERİĞİ TAM OLARAK GÖRÜNMEYECEKTİR...
DOLAYISI İLE SİTEMİZDEKİ İŞLENMEKTE OLAN KONULARI ve KONULARA YAPILMIŞ OLAN YORUMLARI GÖREMEZSİNİZ.
PAYLAŞIMLARA KATILAMAZSINIZ PAYLAŞIM YAPAMAZSINIZ ..
SİZ GELİN EN İYİSİ ÜYE OLUN...
SIKINTI ZORLUK YAŞAMAYIN..
LÜTFEN GEÇERLİ MSN ADRESİ VERİN..
ÜYE OLDUKTAN SONRA TÜM REKLAMLAR ENGELLER GİZLENECEKTİR..
SANAL ALEMİN NİMETLERİNDEN FAYDALANARAK GİZLENEREK KÜFÜR KAFİR ETMEKLE İNSANLARI KIRMAKLA İNCİTMEKLE AŞAĞILAMAKLA BİR YERE VARILMAZ O SİZİN YETİŞTİRİLME ŞEKLİNİZİN AHLAK YAPINIZIN BASİTLİĞİNİZİN İNSAN OLAMAMANIZIN VERDİĞİ BİR ÖLÇÜYÜ GÖSTERİR..
LÜTFEN ÜYE OLUNUZ...

SAYGILAR : SİTE YÖNETİMİ

DEFİNECİLER AKADEMİSİ

DEFİNE DEFİNECİLİK VE KOLEKSİYONERLİK TREASURE, ANT ANCİENT COİNS
 
AnasayfaAnasayfa  PortalPortal  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  DEFİNE İŞARETLERİ VE ANLAMLARIDEFİNE İŞARETLERİ VE ANLAMLARI  
DEĞERLİ ÜYE ARKADAŞLARIMIZ YENİ YÖNETİMLE DEĞERLİ ÜYE ARKADAŞLARIMIZLA HER KONUDA BİLGİ ALIŞ VERİŞİNDE BULUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ İYİ FORUMLAR
DEGERLİ ÜYELERİMİZ DİĞER KOLEKSİYONERLER SİTEMİZDEDE ÜYE KAYITLARI BAŞLAMIŞTIR HANGİ KATAGORİDE KOLEKSİYON YAPIYORSANIZ VE ELİNİZE GEÇEN SİKKE VE OBJELERİNİN ORTALAMA FİYATLARINI ÖĞRENMEK İSTİYORSANIZ BİZE AİT OLAN wwwdefinecilerkulubu.com ADRESİNE ÜYE OLARAK PAYLAŞIMLARINIZI YAPABİLİRSİNİZ..
En iyi yollayıcılar
catterpillar (457)
 
kepenekli çoban (370)
 
BURAKBEY (347)
 
hattap (345)
 
aslan54 (300)
 
MAMİ (266)
 
SİMBAT (154)
 
menderes1278 (153)
 
selim (111)
 
aslicix67 (109)
 
kontrol paneli
Profiliniz
Bilgiler
Seçenekler
İmza
Avatar
Sosyal
Arkadaş ve Tanınmamış
Üye listesi
Grup
Özel Mesaj
Gelen Kutusu
ÖM Gönder

Gözlenmiş Konular
Kimler hatta?
Toplam 5 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 5 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 197 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 12:23 pm tarihinde online oldu.
En son konular
» Kahpe saldırı bezele karakol baskını
Salı Şub. 01, 2011 1:31 am tarafından kepenekli çoban

» Ashab,ı Kehf,
Ptsi Ocak 31, 2011 3:50 am tarafından kepenekli çoban

» ÖNERİLERİNİZ VE İSTEKLERİNİZ
Perş. Ocak 20, 2011 1:28 am tarafından kepenekli çoban

» DEFİNECİLİK İŞİ PROFESYONELCE YAPILIR RUHSATLI VE BİLİNÇLİ
Paz Ocak 16, 2011 7:26 am tarafından sakin adam

» İKİNCİ EL CİHAZ ALIM SATIMI VE TAKASI
Paz Ara. 26, 2010 2:17 am tarafından kepenekli çoban

» ücretsiz vbullettin sitesi kurmak resimli anlatım,,
Cuma Ara. 10, 2010 4:18 am tarafından menderes1278

» ITALYA ROMA NARNI
Cuma Ara. 10, 2010 12:26 am tarafından kepenekli çoban

» İlginç bir saat‏
Ptsi Kas. 29, 2010 11:41 pm tarafından Misafir

» Büyük Sırrın Arkeolojik Keşfi: Nuh Tufanı.
Paz Kas. 28, 2010 5:15 am tarafından kepenekli çoban

» BULANLAR BULUYOR AMA TEK TEK AMA FARKLI ŞEKİLLERDE
Paz Kas. 28, 2010 4:20 am tarafından Misafir

» Rüyada Define Görmek.
Paz Kas. 28, 2010 3:52 am tarafından Misafir

» kıyamet günü
C.tesi Kas. 27, 2010 4:34 am tarafından Misafir

» AYAK İŞARETİ (çözülmüş)
Cuma Kas. 26, 2010 11:27 pm tarafından kepenekli çoban

» 7 DELİK Lİ TAŞ ve TAŞ YIĞMA
Cuma Kas. 26, 2010 7:04 pm tarafından Misafir

» Arkeolojik Terimler Sözlüğü.
Cuma Kas. 26, 2010 2:18 am tarafından menderes1278

» MEZAR ÖRNEKLERİ VE MEZARDAN ÇIKAN HEDİYELERİ
Perş. Kas. 25, 2010 11:52 pm tarafından Misafir

» bir ruhsatlı define kazısından hikayeler
Perş. Kas. 25, 2010 3:38 am tarafından Misafir

» 3 Yaşında Define Buldu..
Perş. Kas. 25, 2010 2:43 am tarafından Misafir

» Göz testine buyrun... !!!!
Perş. Kas. 25, 2010 2:16 am tarafından Misafir

» FAYDALI LİNKLER
Çarş. Kas. 24, 2010 8:43 am tarafından kepenekli çoban

» Define Arama İle İlgili Yasal Dayanaklar.. "Define arama ruhsatnamesi"
Çarş. Kas. 24, 2010 5:23 am tarafından menderes1278

» Bulunan Defineye Paha Biçilemiyor
Çarş. Kas. 24, 2010 5:07 am tarafından Misafir

» ALAN TARAMALAR ,,
Çarş. Kas. 24, 2010 5:02 am tarafından Misafir

» minelap 4500
Çarş. Kas. 24, 2010 4:00 am tarafından kepenekli çoban

» burada ne görüyorsunuz
Çarş. Kas. 24, 2010 2:43 am tarafından Misafir

» Cennet annelerin ayakları altındadır
Çarş. Kas. 24, 2010 1:15 am tarafından menderes1278

» MEYVA YETİŞTİRİCİLİĞİ
C.tesi Kas. 20, 2010 12:23 am tarafından Misafir

» Piramitlerin Sırrı.
Cuma Kas. 19, 2010 7:17 pm tarafından Misafir

» Denizli-sandıras dağı-define hayaliyle gölü boşalttılar
Perş. Kas. 18, 2010 2:40 am tarafından kepenekli çoban

» Tarihten en güzel laf koymalar
Çarş. Kas. 17, 2010 7:14 pm tarafından Misafir

Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
google
hitsaati web trafik hizmetleri
döviz
HABERLER
KOD
hava durumu


Paylaş | 
 

 antik mısır medeniyeti

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Misafir
Misafir



MesajKonu: antik mısır medeniyeti   Perş. Nis. 01, 2010 5:12 am

S,A,,



Eski (Antik) Mısır Medeniyeti

Khemet, Egypt

Eski Mısır, Antik Çağ'daki en büyük
medeniyetlerdendir. M.Ö. 3050 yılları civarında kuruluşundan
önce, güney Mısır ve kuzey Mısır olarak ikiye ayrılmaktaydı.
Güney Mısır, Nil nehri boyunca uzanan verimli vadi, Mısır
tarihinde Yukarı Mısır olarak, kuzey Mısır, delta ise Aşağı Mısır
olarak geçer.

Yukarı Mısır'ın tarihine değin bulunan en eski bilgiler M.Ö.
5000'li yılları göstermektedir; ancak kurucusu Tiu'nun doğum
tarihi ya da yaşadığı dönem hala sırdır. Aşağı Mısır'a gelince,
bilinen kurucusu Ro en ünlü kralı da Scorpion King - Akrep
Kral filminde de ilham alınan "Scorpion of Egypt"
(Mısır Akrebi), Zekhen'dir. Yukarı Mısır'ı kendi yönetimi altında
birleştiren Zekhen'den sonra kral olan Narmer, Delta bataklıklarına
doğru yayılmayı sürdürmüştür.

Narmer'in kuzey Mısır'daki; Wazner'in guney Mısırdaki egemenliği
sonrasında; Hor-Aha (ya da Menes olarak bilinir) birleşik Mısır
İmparatorluğu'nun ilk firavunuydu.

Eski Mısır; Augustus Caesar'ın liderliğindeki Roma İmparatorluğu
tarafından M.Ö. 30 yılında ele geçirilmiştir. M.S. 7.
yüzyılda Araplar burada egemen olmuş ; 1517 yılında ise Osmanlı
İmparatorluğu sınırlarına katılmıştır. 1882 yılında da Mısır ;
İngiltere'nin kolonisi olmuştur.

Tarih Bölümleri



3000 yıldan daha fazla olan Eski Mısır tarihini incelemek için bölümlere ayırmak şarttır:

  1. Hanedanlık öncesi dönem
  2. Erken Hanedanlık ( 1 - 2 hanedanlar )
  3. Eski Krallık (3 - 6 hanedanlar )
  4. Birinci ara dönem ( 7 - 10 hanedanlar )
  5. Orta Krallık ( 11 - 14 hanedanlar )
  6. İkinci ara dönem ( 15 - 17 hanedanlar )
  7. Yeni Krallık ( 18 - 20 hanedanlar )
  8. Son ara dönem ( 21 - 26 hanedanlar )
  9. Pers dönemi
  10. Geç Hanedanlık ( 28 - 30 hanedanlar )
  11. Yunan dönemi
  12. Roma dönemi









Resim
sayfaya göre boyutlandırılmıştır. Resmi büyütmek
için buraya tıklayın. Resmin orjinali 1030x786 boyutundadır.




Buluşlar ve İcatlar zaman çizelgesi

Hanedan Öncesi

M.Ö. 3500: Senet, dünyanın en eski masa oyunu.
M.Ö. 3500: Fayans, dünyanın ilk toprak çanağı.

Hanedanlar Dönemi

M.Ö. 3300: Tunç işler (Bknz: Tunç Çağı)
M.Ö. 3200: Mısır hiyeroglifleri, tamamen geliştirilmiştir (Bknz: Mısır'ın ilk hanedanı)
M.Ö. 3200: Ondalık sistem, dünyadaki ilk kullanımı
M.Ö. 3100: Şarap mahzenleri, dünyadaki ilk bilinen
M.Ö. 3100: Madencilik, Sina yarımadası
M.Ö. 3050: Gemi yapımı Abidos'ta
M.Ö. 3000: Filistin ve Levant'a Nil'den ihracat: şarap (Bknz: Narmer)
M.Ö. 3000: Papirüs, dünyanın bilinen ilk kâğıdı
M.Ö. 3000: Tıbbi müesseseler
M.Ö. 2900: Muhtemelen çelik: karbon içeren demir
M.Ö. 2700: Cerrahi, dünya da bilinen ilk
M.Ö. 2700: Üniliteral işaretler, dünyanın bilinen ilk alfabesinin temelini oluşturur
M.Ö. 2600: Sfenks, bugün dünyanın en büyük tek taştan oluşan heykeli
M.Ö. 2600: Mavna taşımacılığı, taş bloklar
M.Ö. 2600: Djoser Piramidi, dünyanın bilinen ilk büyük çaplı taş binası
M.Ö. 2600: Menkaure Piramidi ve Kırmızı Piramit, dünyanın bilinen ilk granitten yontulmuş işleri
M.Ö. 2600: Kırmızı Piramit, dünyanın bilinen ilk 'gerçek' yumuşak-kenarlı piramidi
M.Ö. 2580: Büyük Gize Piramidi; MS 1300 yılına kadar dünyanın en yüksek yapısı
M.Ö. 2500: Arıcılık
M.Ö. 2400: Astronomik Takvim, matematiksel düzeni nedeniyle Orta Çağ'da dahi kullanılmıştır
M.Ö. 2200: Bira
M.Ö. 1860: muhtemel Nil-Kızıl Deniz Kanalı (12. Hanedan)
M.Ö. 1800: Alfabe, dünyanın bilinen en eski
M.Ö. 1800: Moskova Matematik Papirüsü, frustum hacmi için genel(leştirilmiş) formül
M.Ö. 1650: Rhind Matematik Papirüsü: geometri, kotanjant analoğu, cebir denklemleri, aritmetik seriler, geometrik seriler
M.Ö. 1600: Edwin Smith Papirüsü, yaklaşık M.Ö. 3000'e kadar uzanan tıbbî gelenekler
M.Ö. 1550: Ebers Tıp Papirüsü, geleneksel ampirizm; dünyanın bilinen ilk belgelenmiş tümörleri (Bknz: Tıp tarihi)
M.Ö. 1500: Cam yapımı, dünya da bilinen ilk
M.Ö. 1258: Kadeş Barış antlaşması, dünya da bilinen ilk (Bknz: II. Ramses)
M.Ö. 1160: Turin Papirüsü, dünyanın bilinen ilk jeolojik ve topografik haritası
M.Ö. 5. yüzyıl-M.Ö. 4. yüzyıl (belki de daha
erken): petteia ve seega, savaş oyunları; satranç oyununun
muhtemel ataları (Bknz: Satrancın kökeni)

Günümüzde Mısır'ı ziyaret eden turistler, Gize'deki piramitleri gezerken
bu görkemli yapılar karşısında hayretlerini ve beğenilerini
gizleyemiyorlar. Gize'de bulunan piramitler durdukları yerde binlerce
yıldır görkemli bir uygarlığın öyküsünü
anlatır gibidirler. 19. yüzyılın başlarında bu piramitlerin
içine giren kazıbilimcilerin duyduğu heyecansa elbette
turistlerinkinden çok daha farklı çok daha coşkundu.
Önlerinde binlerce yıllık bir tarih duruyordu, öyle ki bu
tarih belki uygarlıkla aynı yaştaydı. İlerleyen yıllarda bulunan
kalıntılar, açığa çıkarılan mezarlar ve
çözülen Mısır yazısı, bu uygarlığın aslında
düşünülenden de daha görkemli olduğunu açığa
çıkaracaktı. Bu bölgede paleolitik çağın sonundan
beri yaşıyordu insanlar. Dünya taş devrini yaşarken Nil Nehri'nin
çevresinde yaşayanlar uygarlığı filizlendiriyordu. Mısır
Uygarlığı gerek askeri, gerekse kültürel yönden binlerce
yıl dünyaya öncülük etti; Eski Yunan, Hitit hatta
Roma uygarlığı üzerinde etkileri vardı. Döneminin süper
gücü olan Mısır aynı zamanda bir kültür merkeziydi.
Kendilerine özgü üç değişik alfabe
geliştirmişlerdi. Gökbilimle uğraşıyorlardı ve neredeyse kusursuz
bir takvime sahiplerdi. Tarihte bilinen ilk yazılı antlaşmada onların
imzası vardı. Geliştirdikleri mumyalama teknikleri onların
öbür dünya inancına sahip ilk uygarlıklardan biri
olduğunu gösteriyor. Günümüze dek dayanmış, tarihin
yıkıcı etkisine karşın ayakta kalmış görkemli yapıları onların
mimarlık alanında da ne denli ileri olduğunun bir göstergesidir.
Fransız araştırmacı Jacques Champollion Mısır yazısını
çözdüğünde binlerce yaşında olan bu uygarlık,
yeniden konuşmaya başladı. Hiyeroglifler, hayranlık uyandıran
öykülerini anlatmayı günümüzde de
sürdürüyor. Bu haliyle Mısır Uygarlığı binlerce yıl daha
insanlığın zihnindeki yerini koruyacak.

"Mısır, Nil'in armağanı"

Herodot'un bu ünlü deyimi bugün de geçerli.
Çöllerin arasında sıkışmış, ekilebilir bereketli
topraklar.. Bu topraklara bereket getiren, görkemli Nil nehri.
Eskiler nehrin kaynaklarını da, tropikal iklimini de bilmiyorlar ve bu
nedenle amansız kuraklıktan sonra hazirandan ekime kadar suları
kabartıp bereketli bir mil yayan taşkın karşısında hayran kalıyorlardı.
Onlara bakılırsa böyle bir mucizeyi ancak tanrılar
gerçekleştirebilirdi. Taşkınlardan sonra oluşan
gölcükler ve bataklıklar da balık ve av hayvanı kaynağıydı.
Bunun için tarih öncesinden başlayarak vadiye
göçebe avcılar yerleştiler. Neolitik çağda yerleşik
hayata geçen göçebeler, bu topraklar üzerinde
unutulmayacak bir uygarlık başlattılar. Paleolitik çağda,
gelecekte çöl olacak arazilerin kuruması, henüz nehrin
sağ ve solunda, yani Arap ve Libya Çölü yakınlarında
yerli halkın var olması için gerekli koşulları ortaya koyacak
kadar ilerlemiş değildi. Adım adım gelişen ve bu arazilerin önce
step, sonra da kuru çöle dönüşmesiyle
sonuçlanan kuruma şekli, burada yaşayan insanları, arazilerini
bırakıp zamanla Nil vadisine çekilmeye zorlamıştı. Bu aşamaya
neolitik çağın başlarında ulaşıldığı sanılıyor. Böylece Nil
vadisinde yaşayan halkların kökeni üç grupta
aranabilir: ilk başlardan beri burada yaşayan yerli halklar; yaşam
alanlarının çölleşmesi nedeniyle doğu
çölünden göç eden halklar; ve aynı nedenle
batı çölünden göç eden halklar. Doğa bir
yandan insanın elinden yaşanacak bölgeleri alırken, bir yandan da
yenisini sunuyordu. Doğanın sunduğu yeni bölge, Nil nehrinin
taşıdığı ve Delta olarak anılan topraklardı.

Mısır, birbirinden kolaylıkla ayrılabilen iki kısma
bölünür: nehrin sağında ve solunda, dar ama verimli
topraklardan oluşan "Vadi" ve tarımla uğraşanlar için gerekli her koşulun bulunduğu sulak, bereketli "Delta".Mısır'ın
bu ikiye bölünmüşlüğü ülkenin siyasi ve
ekonomik yaşamında etkili olmuştur. Eski İmparatorluk dönemine ait
efsaneler, merkezi Heliopolis'te bulunan tek devletin
bölünmesinin ardından birbiriyle mücadele halinde
bulunan ve ancak kral Menes zamanında yeniden birleşebilen iki ayrı
devletten söz eder. Efsane şöyle der:

Delta'nın doğusunda, Busiris'te, adil bir kral olan Osiris
hüküm sürüyordu. Yukarı Mısır'da Ombos kenti
tanrısı Set (Seth) onun hasmıydı; onu öldürdü ve hakimiyeti ele aldı. Fakat Osiris'le İsis'in oğlu olan Horus, giriştiği mücadele sonunda Seth'i öldürdü ve babasının intikamını aldı. Bunun üzerine Heliopolis'teki
tapınakta toplanan tanrılar; ona, kral sıfatıyla tüm Mısır
üzerinde hakimiyet bağışladılar. Bu efsanede ayrıca bir süre
sonra Yukarı Mısır ve Aşağı Mısır olarak adlandırılan bölgeler
arasında anlaşmazlıkların arttığını ve ülkenin yeniden ikiye
bölündüğünü görüyoruz. İkinci
birleşmeyse, tam tersi olarak güneyden geldi ve Delta'yı
egemenliği altına aldı. Taşkınları dizginlemek, bataklıkları kurutmak,
kanallar açmak, köyleri bentlerle korumak gerekmektedir. Bu
nedenle yerleşik duruma geçmiş kabileler bir araya gelip daha
geniş birimler oluştururlar. Birleşen kabileler bir süre sonra iki
krallık görünümüne kavuşacaktır: Tanrı Set'e
bağlanan Güney Ülkesi ya da Yukarı Mısır, tanrı Horus'a tapan
Kuzey Ülkesi ya da Aşağı Mısır. Kuzey ülkesi
günümüz haritalarında kuzeye yakın olmasına; yani
yukarıda görünmesine karşın adı Aşağı Ülke'dir; bunun
nedeni bu iki ülkeye Nil Nehri'nin akışı yönünde isim
verilmiş olması. M.Ö. 4. bin yılın sonlarına doğru "Akrep Kral"
olarak anılan Güney hükümdarı, Kuzey'i kendi
ülkesine katar. Ondan sonra tahta çıktığı sanılan Narmer
adındaki bir başka kral, Güney hükümdarının başlattığı
birleştirme işini tamamlar. Güney'in hükümdarlık
sembolü olan ak başlığın yanına Kuzey'in kırmızı tacını takar ve
böylece iki ülkenin birleştiğini anlatır. Bu birleşme eski
Mısır tarihinin başlangıcı kabul edilir. Narmer belki de efsanelerin
sözünü ettiği ilk firavun Menes'tir. Böylece
M.Ö. 3000 yıllarında Thinis Çağı (Narmer'in doğum yeri
olduğu varsayılan Thinis adından) başlar ve o zamandan sonra hiyeroglif
yazıtların yardımıyla Mısır tarihi belirginlik kazanır.

Narmer, ya da Menes, M.Ö. 3000'e doğru iki ülkenin efendisi
olarak başkent seçtiği Thinis kentinde hüküm
sürmeye başlar. Bununla birlikte karşısına birçok sorun
çıkmaktadır. Soylular arasında firavunu tanımayanlar vardır ve
sık sık çıkan isyanları bastırmak gerekir. Ülkenin ikinci
başkenti,2.Sülale zamanında Güneş'e tapınılan kutsal kent
Heliopolis yakınlarındaki Memfis'tir. M.Ö. 2800 yıllarında firavun
Kasekemui (bu ad "iki güçlü" anlamına gelir, Horus ve
Set'e gönderme yapar) bazı kentlerin ayaklanmalarını bastırır ve
yerel hükümdarlar yerine kentlere valiler atamaya karar
verir. Onun zamanında devlet yapısı ortaya konur ve bir de nüfus
sayımı yapılır. Mirasa dayalı soylu sınıf karşısında devlet işlerinde
çalışanların ve Firavunun gücü yükseltilir. Bu
dönem, yazının da evrimini tamamladığı bir dönemdir.
Belirtilmek istenen nesneyi gösteren birer resim olan ideogramlar
yanında seslere karşılık gelen ve Champollion'un çözmeyi
başardığı hecesel göstergeler de belirir. Arşivler yazıcılar
tarafından deriler üzerine ya da uç uca eklenen papirüs
yaprakları üzerine yazılmaktadır. Mısır tarihinin bilinen en eski
anıtı, kral Aha'nın mezarıdır. 3.bin yılın başlarında yapılan bu
mezarın bir kayaya oyulmuş beş odası vardır.

İki ülkenin tam olarak birleşmesi ve tek Mısır olması kolay kabul
edilmiş ve hemen gerçekleşmiş bir olay değildi. Bunun en
önemli göstergesi 1.Sülale döneminin sonlarında
başlayan ve 2.Sülale boyunca süren ayaklanmalar. İki
ülkenin kaynaşması tam olarak 3.Sülale döneminin
başlarında oldu. Bu dönemde hükümet merkezi de yer
değiştirmiş, ne kuzey ne de güney kenti olan Memfis başkent olarak
belirlenmişti. Kral Zoser'in başkent yaptığı kent, bu tarihten sonra "iki ülkenin terazisi"
lakabını taşımaya başlamıştı. Beyaz surlarla çevrili olduğu
için Memfis kentine verilen adlardan biri de Beyaz-duvarlar
Kenti'ydi. Kasekemui'nin oğlu Zoser, burada 3.Sülaleyi kurmuştur.
Heliopolis kentinin baş rahibi İmhotep onun "tatisi", yani
başbakanıdır. İmhotep, çağının en büyük dehalarından
biridir; bilimsel bilgileri yenileyip zenginleştiren bazı hekimlik ve
astronomi incelemelerinin yer aldığı "ahlak ilgileri"nin yazarıdır. Bu
dönemde Güneş'in hareketi incelenmiş, gece ve
gündüz on ikişer saate bölünmüş, ilk aritmetik
işlemleri uygulanmaya başlanmış, yüzey ve hacim hesapları
için formüller geliştirilmiştir. Hekimlik,
büyüyle yakınlığını sürdürmektedir. Mumyalar
üzerinde yapılan incelemeler daha o zamanlar
çürük dişlerin doldurulduğunu, iltihapları
geçirmek için çenenin delindiğini gösteriyor.
İmhotep'in, bütün bu bilgiler yanında mimarlık bilgisi de
vardır. Sakkara'da bulunan ve basamaklı piramit olarak bilinen Zoser
piramidini o yapmıştır.60 metre yüksekliğindeki bu piramit,
ölmüş hükümdarı, Helipolis'in ışıklar saçan
tanrısı Ra'ya götürecek bir merdiven oluşturmaktaydı. El
emeğini böylesine seferber etmeyi, ancak Thinislilerin
sağlamlaştırdığı mutlakiyetçi bir krallık göze alabilirdi.
Bu piramit, sonraki sülalelerin hükümdarlarına
örnek olacak, ve firavunlar öldüklerinde benzer dev
piramitlerde yatmak isteyeceklerdi.

Zoser'den sonra gelenler, iktidarı 4.sülalenin kurucusu Snefru'ya
bırakırlar. Bu hanedan M.Ö. 2720'den 2560'a kadar sürer. Bu
dönem, "piramitler dönemi"
olarak anılacaktır. Snefru, iyi bir kral olarak bilinse de; oğlu Keops,
kendisinden nefret edilen, zorba bir hükümdardır. Memfis din
adamları onu, halkı vergilerle ezmekle suçlamışlardır. Oğlu
Kefren, daha yaşarken insanların kendisine bir tanrı gibi tapmalarını
sağlar; piramidi de neredeyse babasınınki kadar
büyüktür. Buna karşılık Mikerinos, daha
alçakgönüllü bir yapıyla yetinecektir.

Akrep Zekhen (Zekhan) ile İki Taçlı Narmer

Coğrafyasına göre biri "Delta" ve diğeri "Vadi"
olarak tanımlanan Aşağı ve yukarı Mısır, tarih öncesi
çağların sonuna doğru, sınırları belirlenmemiş bu yeşil
alanlarda kaynaşma sureci içine girmişlerdi. Arkeolojik
buluntulara göre yukarı Mısır'ın dağınık Sepatları, merkezî
bir yönetim altında birleşme girişimlerinin simgesi akrep olması
nedeniyle "Akrep Kral" olarak bilinen Zekhan tarafından
başlatıldığı sanılmaktadır. Onun bu çabasını bıraktığı yerden
devam ettiren ve sınırları Delta bataklıklarına doğru genişleten diğer
kral ise Narmer'dir. Her iki kral da Mısır'ın birliğini
kurmakla ünlenen efsanevî Menes'in
öncülüğünü yapmışlardır. Bunlardan
özelikle Narmer'in Kekhen'deki (Hierakonpolis) mezarında
bulunan kayantastan yapılmış bir adak paletinde, Mısır'ın birleşmesi
yönünde yaptığı girişimlere ait tasvirler ve başında her iki
ülkenin simgeleri bulunan tacı taşıdığı görülmektedir.
İlk birleşik taç, Aşağı Mısır'a ait (Deshret) ile Yukarı Mısır'a
ait (Hedjet) iç içe geçirilerek
bütünleştirilmiş, böylelikle iki Mısır çok
anlamlı bir şekilde birleştirilmiştir.

Fayyum (M.Ö. 4400-3900)

Fayyum Golünün kuzey kıyılarında bir liderin yönetiminde
çiftçi ve avcı aileler yaşamaktaydı. Höyük
yamaçlarında sazdan yaptıkları evlerde barınan bu
kültür surecinde, Mısır'ın ilk yerleşik halk topluluklarını
oluşturdukları görülür.

Merimda (M.Ö. 4300-3700)

Deltanın Batısındaki Merimda'da yapılan kazılarda çok geniş bir
alanı kaplayan 600 yıl sureli bir yerleşim ortaya
çıkmıştır.Sırık çatılı evler daha sonra kerpiç
oval evlere dönüşmüştür.

EL-Omari(M.Ö 3700-3400)

Kahire helvan arasındaki Hof vadisi yakınında bulunan bu
kültür surecine ait bir sitede sazdan ağaçlardan
yapılmış oval barınak kalıntıları bulmuşlardır. Ayrıca elle
şekillendirilmiş perdahlı kırmızı ve siyah dekorlu
çömleklerle kesici ve parçalayıcı el aletleri ve
değirmen taşları bulunmuştur.

Ma'adi(M.Ö 3400-3000)

Çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan yerleşik düzene
en fazla uyum sağlamış kültürdür. Tuğla duvarlı mezar
tipleri ve Mısır'da bilinen en eski Bakır filizi bulunmuştur.Maadi
yerleşimi krallık kültürünün oncusu olabilecek
özellikte bir kültürdür.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: S,A   Perş. Nis. 01, 2010 5:14 am

S,A,





Akhenaton

I
Tanrı uludur; birdir, tektir.
Ondan başkası yoktur.
Bir tanedir,
O'dur her varlığı yaratan
Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh...
Ta başlangıçta vardı Tanrı,
Tek varlıktı o.
Hiç bir şey yokken o vardı.
Her şeyi o yarattı
Ezelden beri süregelen varlığı,
Ebediyete kadar sürecek,
Gizlidir Tanrı, kimse görmemiştir onu.
İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman.
II
Göklerin ufkunda belirmen ne kadar güzeldir,
Ey! Hayatın temelinde yaşayan Aton,
Sen doğu göğünün ufkunda doğduğunda,
Tüm memleketi güzelliğinle doldurursun,
Uzaklaşsan da, ışınların dünya üzerindedir,
Ne kadar yüksek olursan ol,
Senin adımlarının izleri gündüzdür,
Sen, ışınlarını dağıttığın zaman,
Mısır'ın her iki ülkesi de bayram eder,
Hepsi uyanık ve ayaklarının üzerindedir,
Çünkü Sen, onları uyandırmışsındır,
Onlar tüm organlarını sende yıkarlar,
Ve kollarını kaldırıp, Sen'i şafakta selamlar,
Sonra tüm dünyada herkes kendi işini yapar,
Hayvanlar otlardan zevk alırlar,
Ağaçlar ve bitkiler çiçeklenirler,
Kuşlar, kanatları sana doğru ibadet edercesine kalkık,
Bataklıklarda uçarlar,
Sen üzerlerinde oldukça onlar yaşarlar,
Kadında çocuğu Sen yaratırsın,
Ananın karnında çocuğa Sen hayat verirsin,
Sen ana rahminde dahi çocuğu besleyensin,
Ne zaman civciv kabuğu içinde bağırsa,
Sen ona hayat vermek için nefes verirsin,
Ey Tanrım, Senin ne kadar çok eserlerin vardır,
Sen! Ebediyetin hakimi! Senin isteklerin hep iyidir,
Sen yaşamın ta kendisinin ve yaşam Sen'de yaşar,
Tanrım Sen yaşamsın ve yaşam ancak sende görülür.
Kral Akhenaton [1]



Akhenaton (IV. Amenotep, Akhenaten, Nefer-kheperu-Ré)

Akhenaton ya da IV. Amenotep olarak da bilinir. Mısır yeni dönem
18. hanedanının bir firavunudur. Kraliçe Tiye ve III.
Amenotep'in genç olan çocuğudur. Büyük kardeşi
Thutmosis, babasından önce ölünce; tahtı önce ortak
oldu. Sonra da M.Ö. 1353-1336 ya da M.Ö. 1352-1334 yılları
arasında (Mısır kronolojisinde değişir) firavunluk yaptı. Akhenaton'un
eşi, Nefertiti'ydi.[2] Eski tanrıları yasaklaması, Amon rahiplerinin
etkisini yok etmesi ve halkı tek tanrıya tapması için elinden
geleni yapması sebebiyle ülkenin ruhban sınıfı tarafından
sürekli kötülenmiş ve adı lanetli firavuna
çıkmıştır.[3]

Firavunlar arasında en az bilgiye sahip olunan gizemli Akhenaton,
çeşitli mısır tapınaklarını kapatarak, belirsiz ve suretsiz
Tanrı Aton için tapınaklar yapmıştır. Aton, İbranilerin Adon
(Adonay) dediği tanrıyla aynıdır. Adon, daha sonra İbraniler tarafından
"Öyle Olsun" anlamına gelen "Amen"
kelimesine dönüştürülmüştür. Kelime
kökü olarak Sümer'in Mutlak tanrısı Anu'dan
türediği düşünülür.[4]

Aton sözünün Ön-Türk kökenli olduğunu ve
Ata-On olup Evrensel Ata anlamını taşıdığını söyledim. Şu halde
Akhenaton adındaki sessiz harflerden hareketle KHN-Aton olarak
okuyabiliriz. Çünkü, Ön-Türk dilinde yazı
damgalardan oluşmakta idi ve her damga tek hece içeriyordu.

KHN sessiz harfleri KHAN şeklinde okunabileceğini bir önceki
yazımda belirttim. Böylece, Akhenaton adı KHAN-ATA-ON adı
/Evrensel yönetici ata/ şeklinde anlam kazanır. Dikkat ederseniz
sessiz harflerin yerini değiştirmeden sadece aralara farklı sesli
harfler ekleyerek okudum. Bu okunuşun doğruluğu konusu halen
tartışılabilir. Çünkü, kadim Mısır yazısında sesli
harflerin yeri yoktu.[5]

Akhenaton son derece dindar biri olmasına karşın iktidarda rahiplerin
etkisini yok edip ülkeyi kendi isteklerine göre yönetmiş
nadir firavunlardan biridir. Ancak; Aton, insan öldürmeyi
yasakladığından, askerî hareketlere sürekli karşı koymuş ve
mısır o dönemde askeri açıdan zayıflayıp saldırılara
uğramıştır. son dönem hastalığının artmasıyla iktidar naibi ay,
Nefertiti ve kumandanı Horemheb tarafından paylaşılmıştır.

Eski Mısır'ın klasik sanat anlayışında Akhenaton döneminde ciddi
değişiklikler olmuş; ancak bunlar da firavunun ölümüyle
lanetli sayıldığından Akhenaton'dan sonra klasik dönem
tekniklerine dönülmüştür. Karısı Nefertiti
çarpıcı güzelliğiyle ünlüdür.
Büstü çok meşhurdur. Hatta, "Bu büst şeklinde kolyeler şans getirir." iddiasıyla bir dönem pazarlanmıştır.[3]




İsimleri:

  1. Amenotep (doğumda verilen ismi): "Amon, hoşnuttur." anlamına gelir.
  2. Amenofis (isminin yunan gezginlerce söylenen hali)
  3. Nefer-kheperu-Ré (Ön ismi ya da unvanı): "Ra'nın şekilleri güzeldir." anlamına gelir.
  4. Akhenaten (Aten için çalışan) Atenizm'i kurduğunda verilen isim. "Aten'in hizmetkârı" anlamına gelir.
  5. Akhenaton (Akhenaten'in alternatif bir söylenişi. Tıpkı Akhnaton, Akhnaten, Ikhnaton gibi...)



Yaşamı

M.Ö. 14. yüzyıl yaşamış olan Mısır kralıdır. Babası III.
Amenotep'in ölümünden sonra tahta geçmiştir.
Tahta geçtiği ilk yıllarda aile adı olan ("Amon'un hoşnut olduğu" anlamındaki) Amenotep'i kullanmıştır.[2]
Akhenaton, çıktığı seferlerden birinde en sadık kölesi ile
düşman askerlerinden saklanmış birileri var mı diye girdikleri bir
mağarada Hz İbrahim'in mağara duvarlarına yazdığı yazıları bulur.
Yazılarda tek tanrıdan bahsediliyordur. Fakat o, bunu Aten (güneş
diski) olarak algılamış [3] ve daha sonra ismini değiştirerek Akhenaton
(Aton'un hizmetkârı) ismini kullanmış ve geleneksel çok
tanrılı mısır dinini yasaklayarak tek tanrılı Aton dinini kurmuştur.

Akhenaton, Krallığının 5 ya da 6. yılında kökten bir kararla
yüz yıllardır Mısır'ın başkenti olan Teb'i terk ederek bugün
Tel el Amarna olarak bilinen el değmemiş topraklara yeni bir başkent
kurmaya karar vermiştir. Akhenaton, eski tanrıları yok etmek
için tapınaklardan eski tanrıların isimlerini sildirmiştir.[2]

Moneist dinlerdeki anlatıma paralel olarak, Akhenaton'un hayatı
paralellikler taşır. Taht üzerindeki kavgalar nedeniyle
öldürülmemek için saraydan uzaklaştırılan
Akhenaton'un hayatına Kral Büyük Sargon'un efsanevi hayat
hikayesi kolajlanır.

"Zor
durumdaki annem, hayatımı kurtarmak için beni kamışlardan
yapılmış bir sepete koydu ve ağzını ziftle mühürledi."




Nefertiti

Süreç içerisinde üvey kardeşi Nefertiti ile
evlenerek tekrar taht yoluna giren Akhenaton, III Amenotep (Amen memnun
anlamındadır )'un ölümüyle IV. Olarak tahta geçer
ve Akhenaton ( Aton'un Görkemli Ruhu) olarak değiştirir.

Akhenaton, Aton desteği halk arasında hoşnutsuzlukla karşılaşması
üzerine, baş rahiplerin devreye girmesi ile Akhenaton tahtı kuzeni
Smenkhare'ye bırakır.

M.Ö. 1361 yılında Mısır'dan kovulduktan sonra Mısır'da Akhenaton
adını kullanmak yasaklanır. Kiya adında karısından doğan oğlu, daha
sonra ünlü çocuk Firavun Tutankhaton onun inancını
temsil etmesi amacıyla ismini Tutankamon olarak değiştirmiştir.

Mısırdaki kayıtlar, Musa/Akhenaton'un beraber yola çıktığı
insanları Pi-Ramses'ten Modern Kantra yakınlarından, güneyde Sina
çölünden geçerek Timaş Gölüne
götürdüğünü göstermektedir.Burası geniş
bataklıklarla kaplı bir bölgedir.Tevrat'a yanlış çeviri
olarak geçen yerin adı sazlıklar denizidir.
Akhenaton'un son dönemlerinde Merykiya-Khiba'nın
sevdiği-Mery-Amon-Amon'un sevdiği adı altında baskın kraliçe
haline gelmiştir.İsrailoğulları tarafından Meryem olarak tanınmıştır.

Ve kızı, Tutankhamon'un kız kardeşi, aracılığı ile Musevi kraliyet ailesini oluşturan kişinin annesidir.[4]

Akhenaton'dan sonra 8 yaşında tahta geçen oğlu Tutankhamon da
fazla yaşamamış ve ablasıyla olan çocukları ya doğum öncesi
ya da doğum sonrası ölmüştür. Tutankhamon da 18 yaşında
ölünce bu nesil son bulmuştur.[2]

Akhenaton'un eşi, Mısır'ın görmüş olduğu Tiye ve
Nefertari'den sonraki en güçlü kraliçesi
Nefertiti'dir. her ne kadar Amon'u reddedip Aton'a dönse; Mısır'ın
bütün gelenek ve göreneklerine karşı çıkıp
tapınakları yıkacak, hatta ülkenin dini merkezini eski kent
Teb'den bugün Amarna olarak bilinen yeni kent Akhenaten'e
taşıyacak kadar kararlı davranışlarla ileri gitmiş olsa da
hiyerogliflerde Akhenaten'deki çok büyük bir
karasızlığı gözlemleyebilirisiniz.[3]

Akhenaton'un eşi Nefertiti bir Nubia (Kuş) prensesi idi. Babasının adı
AY idi. Bu isim de bir Ön-Türk kök
sözcüğü olup, o dönemde bile dünyanın uydusu
olan ay anlamını taşıyordu. Nefertiti bir KUŞ prensesi olarak
güneş kültünü ve Ön-Türk simgelerini
zaten aileden biliyordu ve yeni Aton tanrının doğuşunda eşi ile aynı
yetkileri paylaşıyordu.

Bu bakımdan Tanrıça Afrodit olarak adının devam etmiş olması
doğaldır. Ayrıca, Afrodit sudan veya bir deniz kabuğundan çıkan
genç bir kadın olarak resmedilir. Bunun nedeni de Mısır ile
Yunan ülkesi arasında Akdeniz'in bulunuşu ve Afrodit'in deniz
aşırı bir seyahat yapıp gelmiş olduğudur. Ayrıca Afrodit adını
Afro-diti şeklinde ayırırsak Afrika kökenli bir tanrıça
olduğu ortaya çıkar.[5]

Akhenaten yine en sadık olduğunu düşündüğü rahibi
tarafından zehirlenerek öldürülür.zaten onun
ölümünden sonra çok kısa bir süre Smenkhare
adlı gizemli biri krallık yapmış ve yine gizemli bir şekilde
kaybolmuştur.[3]
Akhenaton, yaklaşık 15 yıl tahtta kalmıştır.
Ölümünün ardından kurduğu din
çökmüştür. Akhenaton'un şehri yerle bir edilmiş
ve lanetli firavun olarak anılmıştır.[2]

Akhenaton Mısır'ın yerleşik tüm inanç ve tanrı sistemin
yıkarak, tek tanrı Aton'u resmî tanrı yapmıştır. bu uygulama ile
tam bir radikallik örneği sergileyen firavun
ölümünden sonra tüm kaynaklardan
çıkartılmış, hiyerogliflerden silinmiştir.[1]




El Amarna Dönemi

Burası yeni dinin yaşanacağı ve Teb'deki düşmanlardan uzak bir
sığınak olarak tasarlanmıştı. Bu şehir, tarihteki ilk planlı
yerleşimlerden biridir. Binalar, tapınaklar ve yollarıyla tamamen
güneş tanrı Aton'a tapmak için tasarlanmıştır. Amarna'nın
tamamlanmasına yakın Kral ve eşi Nefertiti, şehre yerleştiler. Bu arada
Mısır büyük bir istikrarsızlığa düşmüştü. Bu
dönemde sanatta da yenilikler olmuştur: firavun resimleri eskisi
gibi tanrısal bir durağanlıkla değil, daha çok
gerçekçi şekilde çiziliyordu. Bir bakıma sanatın
dinden ayrılmasını Akhenaton başlatmıştır. Firavun geleneksel sahneler
dışında, yemek yerken, karısını öperken, bir törene başkanlık
ederken de çizilebiliyordu. Uzun boyunlu, göbekli
resmedilen Firavunun resimleri oldukça ilginçtir. Uzun
boyunlu beden yapısı, bu dönemdeki diğer eserlerde de sık sık
kullanılmıştır.[2]

Ön-Türk toplumlarının Asya'dan dünyanın dört bir
yanına yayıldıklarını kanıtlayan birçok gösterge vardır.
Onlar Tanrı'nın görüntüsü olarak kabul ettikleri
güneşe özel bir değer verdiklerini biliyoruz. “Tolu”
adı verdikleri bir kap ile yemin ettiklerini gördük. Bu yemin
onların adil ve dürüst bir yönetici olacaklarına dair
verdikleri bir söz idi. Toplumu yönetirlerken de
çeşitli fırsatlarda törenler düzenlenir , kadeh
kaldırılır ve tolu içilirdi. Ön-Türklerin bu
geleneğini, kısa süre de olsa, kadim mısırda yeniden canlandırmak
için uğraşmış bir firavundan söz etmek istiyorum. Babası
tarafından kendisine verilen isim Tutmose IV olmasına rağmen tahta
çıkar çıkmaz adını Akhenaton olarak değiştirdi.
Yönetimi M.Ö. 1379 ile 1362 yılları arasında sadece 17 yıl
sürmüştür. Fakat bu kısa süre içinde Mısır
dininde büyük reformlar yapmıştır.

Tahta çıkar çıkmaz çok tanrılı dini yasaklayıp tek
tanrı dinini savundu ve güneş olarak görüntülenen
tek tanrıya “Aton” adını verdi. Şu halde Akhenaton adını
KHN-Aton olarak okuyabiliriz. Çünkü sadece sessiz
harflerle yazılmış olduğunu biliyoruz. Fakat seslendirilişi doğru
olmayabilir (Bkz. K harfinin gelişimi başlıklı yazım). KHN sessiz
harfleri OKH-İN şeklinde seslendirilirse, Akhenaton adı OKH-İN-ATA-ON
“On atadan inen Okh” şeklinde anlam kazanır. Bu isimde “in” sözü ile aynı sülaleden, nesilden inen kast edilmektedir. İngilizce “descendant” de “sülaleden gelen” anlamında kullanılır ve “descend” (inmek)
sözü ile ilişkilidir. Dikkat ederseniz, kök
sözcüklerin yerini değiştirmeden sadece tersten, sağdan sola,
doğru okudum. Mısır ve halen Arap yazısı da aynen Ön-Türk
yazısı gibi sağdan sola doğru yazılırdı.

Resimde solda görülen kabartma Akhenaton dönemine aittir
ve önde Akhenaton, arkada karısı kraliçe Nefertiti
görülmektedir. Her ikisi de ellerinde tuttukları kadehleri
güneşe doğru yükseltiyorlar. Güneşten inen ışınlar ise
onları kutsarken sadece iki ışın, biri firavuna diğeri ise eşine birer
Ankh (ON-OKH) indiriyor. Bu resimle ifade edilmek istenen şudur:
Yönetici kral ve eşi tek tanrı olan güneşe saygı işareti
olarak kadeh kaldırıyorlar. Güneş olan tanrı ON ise onları
kutsuyor ve onlara birer ON-OKH indiriyor. Böylece yönetici
ve eşi tanrısal özellikler kazanarak tanrı ON ile
bütünleşmiş oluyorlar. Bu yorum ile Ankh işaretinin de
güneş ile ilgili olduğunu şüphe götürmez bir
şekilde kanıtlamış oluyorum. Çünkü, güneşten
kopmak üzere olan ayrı bir Onokh da çizilmiş olduğunu
görmekteyiz. Akhenaton yeni olan tek tanrı dinini geliştirmek
için Akhetaton, şehrini kurdu.Bu şehir daha sonraları
tümüyle yerle bir edilip taşları dağıtılmıştır. Bugün
sadece adı kalmış durumdadır. Nedeni ise o dönemde hala çok
tanrılı din hüküm sürüyordu ve Okhinataon
“tek tanrı” fikrini yaymak peşinde idi. Bu şehri kurduktan
iki yıl sonra baş şehir olarak ilan etti ve ailesi ile birlikte oraya
taşındı.

Güneş dini tapınmaları Akhetaton'da açık havada ve
güneş altında yapılmaya başlandı. Tanrı Aton veya ATA-ON
öğretisinde bütün canlılara saygı ve doğa sevgisi
öncelik taşıdı. Resimler ve kabartmalar daha yumuşak ve sevecen
görüntüler yansıtmaya başladılar. Fakat, Akhenaton'dan
sonra gelen firavun tekrar eski inanca, çok tanrılı dine geri
döndüler. Böylece tek tanrı inancı kadim Mısır
kültüründe sadece 17 yıl sürdü. Okhinataon'un
eşi Nefertiti bir Nubia (Kuş) prensesi idi. Babasının adı AY idi. Bu
isim de bir Ön-Türk kök sözcüğü olup, o
dönemde bile dünyanın uydusu olan ay anlamını taşıyordu.
Nefertiti bir KUŞ prensesi olarak güneş kültünü
zaten aileden biliyordu ve yeni Aton tanrının doğuşunda eşini etkilemiş
dahi olabilir (Bkz. Kuş figürleri başlıklı yazım). Yönetici
olabilmek için kadeh kaldırarak yemin etmenin bir Türk
geleneği olduğunu biliyoruz. Resimde sağda görülen Türk
heykelinde yönetici kişi sağ elinde kadeh (tolu) tutmaktadır.
Başındaki başlığın şekline bakarsak ne derece Akhenaton'un başlığına
benzediğini de görürüz. Zaten Akhenaton'un başlık şekli
tüm güney Mısır firavunlarına ait olup kuzey Mısır
başlığından farklıdır. [6]



Aton Dini

Mısır firavunları, çoğunlukla zorba, baskıcı, savaşçı ve
acımasız kişilerdir. Bu firavunların ortak özellikleri, Mısır'ın
çok tanrılı dinini benimsemeleri ve bu din sayesinde kendilerini
tanrılaştırmalarıdır. Ancak mısır tarihinde bir tek firavun vardır ki,
diğerlerinden çok farklıdır. Bu firavun, tek bir yaratıcıya
inanılması gerektiğini savunmuş ve bu yüzden özellikle
çok tanrılı dinin ayrıcalıklarından faydalanan Amon rahipleri ve
bunlara destek veren bazı askerler tarafından büyük baskıya
maruz kalmış, sonunda da öldürülmüştür. Bu
firavun, M.Ö. 14. yüzyılda basa geçmiş olan
Akhenaton'dur. Akhenaton, M.Ö. 1375'te tahta çıktığında
yüzyılların getirdiği bir tutuculuk ve gelenekçilik ile
karsılaştı. Bu döneme dek toplum yapısı ve halkın kraliyet sarayı
ile olan ilişkileri değişmeden gelmişti. toplum dış olaylara ve dinsel
yeniliklere kesin olarak kapılarını kapalı tutuyordu. tutuculuk,
yukarıda da açıkladığımız gibi, Mısır'ın doğal coğrafi
koşullarından kaynaklanmaktaydı.[7]

Birçok kişi, ilk tek Tanrılı dinin Musevilik olduğunu
düşünür; ama bu doğru değildir. Musevilikten önce
Mısır'da tek Tanrı inancı mevcuttu: Milattan önce 1353- 1335
yılları arasında Mısır'a hükmeden firavun Akhenaton,
yeryüzündeki ilk tek Tanrılı dinin yaratıcısı olmuş ve Aton
adını verdiği tek Tanrıyı benimseyerek Mısır'ın eski çok Tanrılı
geleneğini reddetmiştir. Bununla da kalmayan IV. Amenotep, kendi
inancını Mısır halkına da kabul ettirebilmek için
büyük bir çaba içine girmiş ve Amon, Ra, Maat,
Ptah, Horus, Anubis, İsis, Osiris gibi eski Mısır Tanrılarına ve
Tanrıçalarına adanan birçok tapınağı yıktırmıştır.

Mısır'ın Amon rahiplerinin önderliğindeki çok Tanrılı
inancına düşman olan IV.Amenotep, babası III. Amenotep'in
ölümünden sonra Mısır firavunu oldu ve bu göreve
gelir gelmez adını “Aton'a hizmet eden” anlamına gelen Akhenaton olarak değiştirdi. Günümüzde de ilgili kral daha ziyade ikinci ismiyle tanınmaktadır.

Akhenaton, çok Tanrılı dinden kopuşunun bir simgesi olarak
başkenti Tanrı Amon'un kutsal kenti Teb'den Amarna adını verdiği başka
bir kente taşıdı ve yeni başkentini Tanrısı Aton'a adanan tapınaklarla
süsledi. Akhenaton'un inandığı tek Tanrı Aton, güneş Tanrısı
olarak benimsenmişti ve bir güneş diskiyle simgeleniyordu.

Ancak Akhenaton, kendi inancını halkına benimsetmekte başarısız olmuş
olacak ki, firavunun ölümünün ardından Akhenaton'un
Tanrısı unutuldu ve tekrar eski çok Tanrılı inanışa geri
dönüldü. Sonuçta binlerce yıldır geçerli
olan inanışları unutturmak kolay bir şey değildi. Ayrıca Mısır
içinde çok güçlü bir konuma sahip olan
Amon rahipleri de Akhenaton'un dinsel reformundan çok olumsuz
bir biçimde etkilenmişler dinsel, ekonomik ve siyasi
güçlerini kaybetmişlerdi. Bekleneceği üzere Amon
rahipleri Akhenaton'un ölümünün yarattığı fırsatı
kaçırmamışlar ve eski çok Tanrılı Mısır dinine geri
dönüşü sağlamışlardır. O noktadan sonra Akhenaton,
Mısır'da lanetli ve sapık firavun olarak adlandırılır olmuş, tek Tanrı
Aton'a adanan tapınaklar ve Akhenaton'un başkenti Amarna tahrip
edilerek unutulmaya terkedilmiştir.

Keşfedilen hazinelerle dolu mezar odasıyla tanınan firavun Tutankamon,
lanetli firavun Akhenaton'un oğludur ve babasının
ölümünün ardından Tutankaton olan adını Tanrı
Amon'un en tepede olduğu çok Tanrılı inanca geçişin bir
simgesi olarak Tutankamon olarak değiştirmiş ve başkenti yeniden Teb
şehrine taşımıştır.

Bazı düşünürler Akhenaton'un tek Tanrı inancının
Musevilik dinine ilham verdiğini önermişlerdir. Örneğin
Sigmund Freud “Musa ve Tektanrıcılık” isimli kitabında Hz
Musa'nın tek Tanrı fikrini Akhenaton'un dininden etkilenerek ortaya
attığını iddia eder. Hatta daha ileriye gidip Akhenaton'un Musa ile
aynı kişi olduğunu ya da ilginç yüz yapısı ve çekik
gözlerinden dolayı onun uzaylı olduğunu ortaya atanlar bile
çıkmıştır.

Akhenaton, Mısır tarihindeki aykırı özelliği ve ilk kez tek Tanrı
inancını ortaya atan kişi olması nedeniyle insanların ilgisini ve
merakını her daim üzerine çekmeye devam edecek gibi
görünüyor.[8]

Akhenaton, tahta geçişinin birinci yılında din alanında bir
devrim yaparak Atenizm (bazen Atonizm) dinini kabul ettiğini ve
tüm diğer Mısır tanrılarını reddederek (Ra, Maat, Hathor, İsis,
Nephthys, Set, ...) tek tanrı olan güneş tanrısı Aton'a ibadet
edilmesini bir kanunla halka duyurdu. Başlangıçta eski Mısır
diniyle benzer gibi gözükse de, Atenizm tek tanrılı bir dine
geçiş teşkil etmektedir. Aten bu noktada Ra-Amoun-Horus un bir
karışımı olarak dikkat çekmektedir. Akhenaton'un yaşadığı
dönemde Amon Rahipleri oldukça
güçlüydüler. Firavun herhangi bir iş yapmadan
rahiplere danışmak ve kehanetlerine başvurmak zorundaydı. Akhenaton bu
etkiden kurtulmak ve kendi inançlarının da doğrultusunda eski
Mısır dinini yasaklamış, Karnak tapınaklarını kapatıp Amon rahiplerinin
görevine son vermiştir. Bu durum ülkede büyük bir
kargaşaya sebep olmuştur. Ölümünden sonra dini terk
edilmiştir. Akhenaton ve soyundan birçok kimsenin isimleri
tapınak duvarlarından silinmiştir. Bu dönemle ilgili birçok
konu hala araştırılmaktadır. Son veriler ışığında Akhenaton konusunda
şunlar da bilinmelidir; Musa, Tevrat'ta sürekli sözü
edilen II. Ramses (d. M.Ö. 1302 – ö. M.Ö. 1213)
ile dönemdaştı ve zaten bilinen en eski tek tanrılı semitik din de
Yahudilik'ti; Oysa daha önce yaşamış olan Akhenaton, aşağı yukarı
aynı bölgedeki daha eski tek Tanrılı dini benimsemiş, savunmuş ve
dönemdaşı olan kendi rahipleri (Ay) tarafından da alelacele yok
edilmiş, savunduğu din de örtbas edilmiştir. Musa döneminden
de önce bulunan Akhenaton'un araştırmalar ve verilere göre
bir peygamber olma ihtimali çok yüksektir.[2]
XVIII.sülalenin onuncu kralı olan Amenotep IV tek tanrı Aten'e inanmaya başladı ve adını "Aton'a hizmet eden" anlamına gelen Akhenaton olarak, karısı Nefertiti'nin adını da "Güzel Aten'in güzelliğidir"
anlamına gelen Nefer-Nefru-Aten olarak değiştirdi. Kral ve
kraliçe Teb'i terk ettiler ve Amarna adlı yeni bir kent
kurdular. Daha sonra Amon'un heykellerini ve tapınaklarını yıktırmaya
başladı. Fakat bu; Teb, Memfis ve Heliopolis rahiplerinin hiç
hoşuna gitmemişti. Bu rahipler, eski çok tanrılı dini tekrar
kabul etti ve böylece Aten dini Mısır'dan kalktı. Akhenaton, bu
dini reformu başaramamıştı. Buna rağmen Akhenaton, dünyanın ilk
tek tanrılı dine inanan insanı olarak anılır. [9]

Farklı bir Tarih araştırmacısı, Musa'nın Mısır'da sahip olduğu
yüksek pozisyon düşünülürse o döneme ait
kayıtlar ki- oldukça fazladır – ondan hiç söz
edilmez. Sebebi ise Musa ve Mısırlı Firavun Akhenaton, resmi adıyla IV.
Amenotep, aynı kişidir. Bu yeni bir düşünce değil; tüm
antik bilgi taşıyıcılarının savunduğu düşüncedir.

Akhenaton'un Mısır'ı terk etmesiyle taraftarları onu tahtın haklı sahibi olarak inanmaktadırlar ve ona "vâris" anlamına gelen Mose, Moses ya da Mosis dedikleri bilinir. Dolayısıyla Musa / Moses bir isim değil unvandır.

Musa / Akhenaton teorisini destekleyen diğer bir teori, mısırdan
çıkışta ve daha sonrasında ona yakınlığı ile bilinen Meryem adlı
kadındır.[4]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
antik mısır medeniyeti
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
DEFİNECİLER AKADEMİSİ :: MISIR MEDENİYETİ DÖNEMİ :: MISIR MEDENİYETİ DÖNEMİ İDARİ ŞEKLİ-
Buraya geçin: